Gram altın Cumhuriyet Altını Gümüş ONS Yarım Altın

Akşam: Yatsı:
4 °C

DÜŞÜK NOTTAN DEĞİL YÜKSEK NOTTAN KORKUN

  • 2019-01-25 10:58:57
  • 295 Görüntülenme

  •                 Bir eğitim- öğretim yılını daha yarıladık. Her ne kadar pek heyecanı kalmasa da karneler dağıtıldı. Herkes bir dönem boyunca ektiğinin karşılığını aldı.

                    Keşke “aldı” derken bunu can-ı yürekten inanıp söyleyebilseydik. Neden mi? Çünkü bu eğitim sisteminde ölçme- değerlendirmenin yani adaletin ölçüsü kaçtı. Zaten sınavlar gerçek bir ölçme değerlendirme aracını yansıtmıyor. Çünkü genellikle öğretmen sözel derslerde derste öğrettiği ya da anlattığı konularda sorduğu için en iyi ezber yapanlar, ya da o alanla ilgili daha çok soru çözenler bu sınavlardan iyi not alabiliyor. Sayısal derslerde ise genellikle benzer sorular sorulur. Bu soruları çözebilenler yüksek not alır. Zaten aynı soruları sorduğunuz bir sınavı birkaç gün sonra yaparsanız o gün aldığınız sonuçlar diğer gün aldığınız sonuçlardan çok farklı çıkacak. Çünkü ezberlenen bilgi o an için lazımdı ve sınavdan sonra unutulup gidiyor.

                    Bunun en basit örnekleri Türkçe, Yabancı Dil, Tarih ve Coğrafya gibi alanlarda kendini göstermektedir. Zaten Matematik, Fizik, Kimya gibi dersler hak getire. Bunun için TYT ve AYT sınav ortalamalarına bakmak yeterli. Ya da PISA sınav sonuçlarına bir göz atmanız kafi gelir.

                    Neden mi böyle oluyor? Birincisi tam öğrenme sağlanmadan öğretmen konuyu geçiyor. Yani bir sınıfta bir konu anlatıldığında bu konunun tüm öğrenciler tarafından ne kadar öğrenildiği tam olarak ölçülmüyor. Bu bizim eğitim sistemimizde maalesef yok. Yoksa lise düzeyine gelmiş bir öğrencinin dört işlemi bile zar zor yapması ya da en basit metni bile adamakıllı okuyup anlayamaması başka türlü izah edilemezdi. Peki nasıl oluyor da bu öğrenci bir üst sınıfa geçiyor. İşte tüm sorun burda. Yüksek not rüşveti. Nedense sene sonunda tüm öğretmenler, idareciler, bakanlık yetkilileri ve tabii ki aileler birer merhamet abidesi oluveriyor. Geçsin hocam ne olacak? Bir beş verseniz sınıf geçecek, ya da teşekkür veya takdir için birkaç puan eksik, gibi içi boş ama o kadar da tehlikeli bir durumla karşı karşıya kalınca, öğretmen de “niye kötü ben olayım” moduna yatıyor. Nasılsa bakanlık sene sonunda geçirecek? Ben geçirmesem okul müdürü beni zorlayacak, diyerek yazılı notları düşük olsa bile performans dediğimiz ne olduğu pek de belli olmayan bir notla notlar birden bire yükselmiş oluyor. Düşünün bir okulda teşekkür- takdir belgesi alanların sayısı yüzü geçiyor. Ama TYT ve AYT başarısına bakıyorsunuz yerlerde sürünüyor.

                    Karne notları ile sınav notları arasında uçurum var. Özellikle özel okullar öğrencinin ve velinin gönlünü hoş etmek için daha çok cömert davranmaktadırlar. Devlet okullarındaki öğretmenler de bundan daha aşağı kalmamak için onlar da onlar kadar olmazsa bile notları yükseltmektedirler. Alın size hormonlu, şişirilmiş notlar. Bu notlara göre bizim en düzeyde fizikçilerimizin, kimyacılarımızın, ressamlarımızın, sporcularımızın olması gerekmez miydi?

                    Evet, maalesef okullarımızda ölçme değerlendirme sistemi tam bir çöküşü yaşamaktadır. Bir sınıfta beden eğitimi, resim ve müzik derslerinde genellikle 80-100 arası notlar verilir. Bu notlar da ortalamayı yükselttiği için 6-7 zayıflı bir öğrenci rahatlıkla bir sınıfa geçebilmektedir. Birincisi hem o öğrencilerin bir çoğu o alanda o başarıyı yakalamaları mümkün değil, ikincisi o puanları alan öğrenciler diğer derslerden zayıf alsalar bile sınıfı geçebilmektedirler. Alın size başarı. Daha ne istiyorsunuz?

                    Bu tür dersler notla değerlendirilmemeli. Bu dersler için uygun ortam hazırlanmalı ve öğrenciler gerçekten hakkettikleri notları almalıdırlar. İkincisi dersler hayatın içine hitap etmeli. Sadece anlatmakla geçilen dersler hayata hiçbir şey katmamaktadır. Uygulamaya dönük fizik, kimya, biyoloji ve diğer dersler öğretilmeli ki, öğrenci öğrendiğinin hayatta bir karşılığının olduğu bilsin. Ama nerde o günler, nerde o imkanlar ve nerde o öğretmenler. Bunlar acıklı gelebilir ama gerçektir ne yazık ki.

                    Eğitimde başımızı kumdan çıkarıp etrafa bakmalıyız. Çocuğumuzun teşekkür, takdir belgesi gibi belgeleri alıp almadığına değil, ne kadar öğrendiğine odaklanmalıyız. Yeri gelince okulun eğitimini beğenmiyoruz. Çocuğumuzu en az üç bin lira vererek dershaneye gönderiyoruz, ama hesabını da okuldan sormaktan geri durmuyoruz. Bu nasıl çelişki değil mi? 

    KÖŞE YAZARI
    BİYOGRAFİ