Batman Petrolspor, kendi evinde fırtınalar estiren, taraftarının rüzgarıyla rakibi boğan bir dev gibi görünse de, şehir sınırlarını geçtiği an o ihtişamlı zırhı parçalanıyor. Sahadaki oyunun rengi değişiyor, oyuncuların direnci kırılıyor ve adeta üzerlerinde bir ölü toprağı varmışçasına sergilenen performans, Batman halkında derin bir karamsarlık bırakıyor. Geçen sezon final maçında kaybedilen şans bu yıl da kaçırılırsa Batman halkında uzun süre atlanamayacak bir sendroma dönüşebilir.

İç sahada 4-0’lık, 3-0’lık net skorlarla şov yapan bu takımın, neden deplasmanlarda ayakta duracak hali kalmıyor? Bu sorunun cevabı sadece taktiksel bir dizilişte değil, takımın derinlerinde yatan aidiyet ve ruh eksikliğinde gizli. Bu yaşananların kültürel, ideolojik, maddi manevi birçok etkeni vardır ama tüm etkenlere rağmen takım birlikteliği oluşturulamaması sorunların en büyüğü olarak öne çıkıyor.

Ankaragücü, Adana, İnegöl veya İskenderun deplasmanlarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo hep aynı: Mücadeleden uzak, rakip baskısı altında ezilen bir yapı. İlginçtir ki; bu sezon deplasmanda kazanılan Şanlıurfaspor ve Elazığspor maçlarının ortak noktası, rakiplerin seyirci cezası nedeniyle tribünlerin boş olmasıydı. Yani Petrolspor, karşısında gerçek bir taraftar baskısı gördüğü anda mental olarak sahayı terk ediyor. Bu durum, bireysel yeteneklerin kağıt üzerinde ne kadar büyük olduğunun hiçbir öneminin kalmadığını, meselenin tamamen "karakter koyma" meselesi olduğunu açıkça kanıtlıyor.

Kağıt üzerinde her bir oyuncu birer yıldız olabilir ancak saha içerisinde o yıldızların oluşturduğu bir "takım" göremiyoruz. Batman Petrolspor’da bireysel beceriler maçı kurtarmaya yetse de, kolektif bir ruhun eksikliği her pas hatasında sırıtyor. Daha da üzücü olanı ise, takım içi birlikteliğin bir türlü mayalanmaması. Şehir için, arma için terinin son damlasına kadar savaşan oyuncu sayısını toplasanız, bir elin parmaklarını geçmiyor.

Aidiyet duygusu konusunda en ironik tablo ise, yurt dışından takıma katılan genç gurbetçi oyuncuların, yıllardır bu formayı giyen "eskilerden" daha fazla heyecan duyuyor olmasıdır. Yeni gelen gençler armaya sarılırken, bazı tecrübeli isimlerin sahada adeta zorla oynatılıyormuş gibi tavır sergilemesi dikkat çekiyor. Elbette bunun altında yatan maddi, manevi veya kültürel birçok sebep olabilir; ancak profesyonellik, her şeyden önce giydiğin formanın ağırlığını bilmeyi ve o ağırlığın altında ezilmemeyi gerektirir.

Modern futbolun bir endüstri olduğu doğru, ancak futbolun özü hala duygudur. Bir takımın gerçek bir "takım" olabilmesi için, rakip oyuncu kendi arkadaşının boğazına yapıştığında tüm takımın bir reaksiyon vermesi gerekir. Arkadaşını korumayan, sahada yalnız bırakan bir oyuncu grubunun şampiyonluk yolunda yürümesi imkansızdır. Futbolcular sadece banka hesaplarındaki rakamlara odaklanmak yerine, oynadıkları oyundan keyif almalı ve o keyfi tribünlere yansıtmalıdır. Duygunun girmediği hiçbir iş, başarıya ulaşamaz.

Bu noktada eleştiri oklarını sadece sahaya değil, tribüne de çevirmek gerekiyor. Taraftar grupları, Batman Petrolspor’un başarısı için itici güç olmalıdır, yıkıcı değil. Oyuncuları tehdit etmek, sosyal medya üzerinden baskı kurmak veya kaos yaratmak kimseye fayda sağlamaz. Tribünlerin görevi, 90 dakika boyunca tek ses olmaktır. Geçmişte kendi kulüp başkanına, başkanın ailesine hakaret ederek saha kapatma cezası alınması gibi utanç verici sahneler, Batman futbol tarihinin kara bir lekesidir ve asla unutulmamıştır.

Küme düştüğümüz sezonda yapılan hatalar hala hafızalarda tazeliğini koruyor. O dönemde sergilenen sorumsuzlukların bedelini tüm şehir ödedi. Bugün de aynı hatalara düşmemek için yönetimden teknik heyete, oyuncudan taraftara kadar herkesin bir aynaya bakması şart. Petrolspor, sadece bir futbol kulübü değil; Batman’ın kimliği, neşesi ve sokağa yansıyan umududur. Bu umudu, deplasmanlarda omuz silken, "nasıl olsa maaşım yatıyor" diyen zihniyetine bırakmamalıyız.

Puan tablosuna baktığımızda; İnegöl’de kaçan galibiyet, İskenderun’dan alınan bir puan ve Ankaragücü beraberliği bizlere bir şeyler anlatıyor. Bu takım aslında yetenekli, ancak o yeteneği deplasmanın sert iklimine taşıyacak yürekte eksiklik var. 28 Ocak’ta Erzincanspor’a karşı oynanan o 4-0’lık iştahlı futbolun neden deplasmanlarda bir hayalet oyuna dönüştüğünü teknik heyet acilen çözmelidir. Oyuncu grubu, birbirini sadece idman arkadaşı olarak değil, kader ortağı olarak görmeye başladığında düğüm çözülecektir.

Batman Petrolspor’un önünde hala katedecek yolu ve telafi edebileceği maçları var. Ancak bu yolun sonu, ancak taraftarın tehdit dilini bırakıp desteğe odaklanması ve oyuncuların "ben" değil "biz" demesiyle aydınlanır. Deplasmanda da Batman’daki gibi dimdik duran, rakip taraftar baskısını enerjiye çeviren bir takım istiyoruz. Şehir bu takıma inanmak istiyor, ancak sahadaki kopukluk bu inancı her hafta biraz daha sarsıyor.

Sorun taktikten ziyade ruhtadır. Eğer o arma için canını dişine takan oyuncu grubu bir bütün olamazsa, iç sahadaki galibiyetler sadece günü kurtaran birer makyaj olarak kalır. Petrolspor’un gerçek gücü, Batman’ın asaletinden gelir. Şimdi silkelenme, aidiyeti hatırlama ve gerçek Batman Petrolspor ruhunu her sahaya yansıtma vaktidir.