Bir şehrin kaderi bazen bir tren garında değişir, bazen bir nehir kıyısında… Batman’ın kaderi ise toprağın altından çıkan siyah bir sıvıyla değişti. Şimdi dönüp bakınca insan şaşırıyor doğrusu; bir zamanlar “İluh” adıyla anılan, üç bin nüfuslu küçük bir yerleşim yeri bugün yüzbinlerce insanın hayat kurduğu dev bir memlekete dönüşmüş durumda. Demek ki bazen toprağın altında sadece petrol değil, koca bir hikâye de saklı oluyormuş.

16 Mayıs 1990… Takvim yapraklarında sıradan bir tarih gibi durabilir ama Batmanlı için öyle değildir. O gün çıkan 3647 sayılı kanunla Batman, Siirt’ten ayrılıp Türkiye’nin 72’nci ili oldu. Belki Ankara’daki masalarda birkaç imza atıldı, birkaç resmi mühür vuruldu ama bu şehrin insanı o günü yıllarca göğsünde taşıdı. Çünkü mesele sadece “il olmak” değildi; mesele yıllarca “biz de varız” diyen bir şehrin sesini duyurmasıydı.

Batman’ın hikâyesi biraz da hızlı büyüyen çocuk hikâyesine benzer. Hani mahallede vardır ya, geçen yaz dizine kadar gelen çocuk bir sonraki yaz senden uzun olur… Batman da öyle büyüdü. Raman Dağı’nda petrol bulundu, ardından göç başladı. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar geldi. Kimisi ekmek için, kimisi umut için, kimisi “orada iş varmış” cümlesinin peşine düşerek… Şehir büyüdü ama o büyürken sokaklar da yoruldu, kaldırımlar da. Yine de Batman’ın inadında tuhaf bir sıcaklık vardı.

Bugün 654 bin 528 nüfusa ulaşan bir şehirden söz ediyoruz. Düşünün, bir zamanlar küçük bir köy olan yer, şimdi sabah trafiğinde korna seslerinden geçilmiyor. Eskiden herkes birbirini tanırmış; şimdi aynı apartmanda oturan komşular asansörde birbirine “hangi katta oturuyordunuz?” diye soruyor. Şehir büyüdü büyümesine ama bazen insan eski samimiyetin peşine düşmüyor değil.

Batman’ın il olma sürecinde Beşiri, Kozluk, Sason, Hasankeyf ve Gercüş gibi ilçelerin bağlanması da şehrin karakterini değiştirdi. Her biri başka bir hikâye taşıdı Batman’a. Gercüş’ün ağaları, Sason’un asi dağları, Hasankeyf’in bin yıllık suskunluğu, Kozluk’un sert ama vakur insanı… Batman biraz da bu yüzden tek bir şehir değil aslında; farklı ruhların aynı sofrada buluştuğu bir memleket.

Ama kabul edelim, Batman denince hâlâ Türkiye’nin bazı yerlerinde ilk akla gelen şey süper kahraman oluyor. İnsan anlatırken yoruluyor bazen. “Nerelisin?” diyorsun, “Batman.” Karşı taraf hemen gülüyor: “Kurban bir el at da bizim memleketi de kurtar.” Vallahi Batman’ı, Robin’i bilmem ama bizim mahallede elektrik kesintisi olunca herkes birbirine jeneratör soruyor. Bizim süper kahramanlarımız daha çok sabahın köründe işe giden işçiler, tarlaya çıkan çiftçiler ve sıcak asfalt altında çalışan emekçilerden oluşuyor.

Bu şehir sadece petrolle büyümedi aslında. Üniversitesiyle, genç nüfusuyla, kültürel çeşitliliğiyle başka bir kimlik de oluşturdu. Özellikle gençlerin enerjisi Batman’ın sokaklarına ayrı bir hareket katıyor. Bir kafede oturuyorsunuz; yan masada mühendislik öğrencileri yapay zekâyı tartışıyor, öteki tarafta iki genç dengbêj kültürünü konuşuyor. Eskiyle yeninin birbirine omuz attığı garip ama güzel bir geçiş hali var burada.

Hasankeyf’in sular altında kalan hikâyesi de Batman’ın hafızasında derin bir iz bıraktı. Bazen bir şehir sadece büyüyerek değil, kaybederek de olgunlaşır. O kadim taşların sessizliği hâlâ bu şehrin rüzgârında dolaşıyor sanki. Yeni yollar yapıldı, köprüler kuruldu ama bazı insanların çocukluğu Ilısu’nun sularında kaldı. Batman biraz da bu yüzden hüzünle umut arasında gidip gelen bir şehir.

Şehrin en ilginç taraflarından biri de şu: Herkes Batman’ı sürekli eleştirir ama kimse ondan vazgeçemez. Trafiğine kızarız, yaz sıcağına söyleniriz, plansız yapılaşmaya dert yanarız… Sonra başka şehre gidince ilk fırsatta tandır ekmeğini, çayı ve o tanıdık sokak gürültüsünü özleriz. Çünkü insan bazen en çok şikâyet ettiği yere ait olur.

Ve şimdi Batman 72’nci il oluşunun 36. yıldönümüne doğru ilerlerken şunu söylemek gerekiyor: Bu şehir hâlâ büyüyor. Belki binalar yükseliyor, yollar genişliyor ama asıl mesele şehrin ruhunu koruyabilmekte. Çünkü Batman sadece petrol kuyularından çıkan bir ekonomi hikâyesi değil; göçün, emeğin, direncin ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesidir. Ve galiba bu yüzden Batman’ın en güçlü tarafı petrolü değil, insanıdır.