Ateşkes; savaşan veya çatışan iki ya da daha fazla tarafın, aralarındaki askeri operasyonları ve silahlı çatışmaları geçici bir süre için durdurma kararı alması ve bu konuda mutabık kalmasıdır. İsminden de anlaşılacağı üzere "ateş etmeyi kesmek, silahları susturmak" anlamına gelir. Buradaki "silah" kavramı, ateşli ya da ateşsiz ayrımı olmaksızın, tarafların elindeki tüm askeri araçların kullanımının durdurulmasını kapsar.
Elbette ateşkes nihai bir barış anlaşması değildir; kalıcı bir çözüm sağlanana kadar savaşı durdurma ve diplomasiye zaman tanıma hamlesidir. Sağlıklı bir ateşkes, ancak çatışan tarafların tümünün kurallara uymasıyla yürür. Taraflardan birinin ateşkesi ihlal etmesi, diğer tarafların da buna uyma taahhüdünü hukuken ortadan kaldırır.
Siyonist işgal rejimi ile Filistin Direnişi arasında 11 Ekim 2025 tarihinde bir ateşkes yürürlüğe konuldu. Anlaşmaya göre İslami Direniş işgalcilere saldırmayacak, siyonist rejim de aynı şekilde saldırılarına ara verecekti. Ateşkesle birlikte karşılıklı adımlar atılacak ve nihayetinde kalıcı bir antlaşmaya varılması hedeflenecekti.
Bu ateşkesin sürdürülmesi ve denetimi için de Katar, Mısır, Türkiye ve ABD garantör ülkeler oldular. Yani taraflardan birinin ateşkese uymaması halinde, bu ülkeler kuralları çiğneyen tarafa baskı yapacak ve saldırılarına engel olacaktı.
İslami Direniş, ateşkesin yürürlüğe girmesiyle birlikte üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdi; elindeki ölü ve sağ siyonist esirleri teslim etti ve herhangi bir askeri eylemde bulunmadı. Buna karşılık siyonist rejimin de taahhütlerine sadık kalması gerekirdi ancak maalesef öyle olmadı. Siyonist rejim Gazze’ye gıda, tıbbi malzeme ve diğer insani ihtiyaçların girmesine izin verecek, belirlenen sınırlara çekilecekti. En önemlisi de saldırılar tamamen duracaktı. Ne var ki geçen süre zarfında siyonist rejim, saldırılarına aralıksız devam etti. Her gün pervasızca istediği noktayı bombaladı; Gazze’ye insani yardımın girmesini engelledi ve taahhüt edilen yardım miktarının ancak yüzde onuna izin verdi.
Filistin Sağlık Bakanlığı ve sahadan gelen güncel resmi verilere göre; Gazze'de 11 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 890 kişi şehit oldu, 2 bin 677 kişi yaralandı ve enkaz altından 777 cenaze çıkarıldı.
Aynı hukuksuz senaryo Lübnan için de geçerli. 17 Nisan 2026 tarihinde başlayan ve daha sonra uzatılan ateşkese rağmen siyonist rejim, Lübnan topraklarına yönelik saldırılarına neredeyse hiç ara vermedi. Lübnan Sağlık Bakanlığının resmi verilerine göre, işgal rejiminin 2 Mart 2026'da başlattığı geniş çaplı Lübnan saldırılarından bu yana toplam vefat sayısı 3 bin 73'e, yaralı sayısı ise 9 bin 362'ye ulaştı.
Siyonist rejimin ateşkeslere ve uluslararası antlaşmalara uymama noktasındaki sicili oldukça kabarıktır. Nitekim müzakerelerin devam ettiği dönemde bile iki defa ABD ile birlikte İran’a saldırdı. Tarihinin hiçbir döneminde ateşkese ve altına imza attığı sözleşmelere bağlı kalmadı. Eğer kalmış olsaydı, Oslo’da kabul ettiği sözde "Bağımsız Filistin Devleti" bugün var olacaktı.
Siyonist rejimin "ateşkes"ten anladığı; "Karşı taraf bana saldırmasın ama ben istediğim zaman, istediğim yeri vurayım" kurnazlığıdır.
Müzakereden anladığı ise karşılıklı bir pazarlık değil; "Sahada silah zoruyla alamadığım, yapamadığım şeyleri bana masada teslim edin" dayatmasıdır.
Kendisi üzerine düşen hiçbir taahhüdü yerine getirmezken, HAMAS’ın silah bırakmasını şart koşmaktadır. Bu tablonun en üzücü tarafı ise garantör ülkelerin de HAMAS’a bu yönde telkinlerde bulunmasıdır.
Necip Fazıl'ın dediği gibi: "Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa..."