22 yıl aradan sonra Türkiye’de NATO zirvesi düzenlendi. NATO’ya üye 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile üye olmayan başka ülkelerin katılımıyla zirve gerçekleşti, ikili görüşmeler yapıldı. Zirvenin sonuç bildirgesi yayınlandı. Ancak ikili görüşmelerde basına yansıyanlara bakıldığında, sonuç bildirgesine yazılmayan çok daha önemli kararların alındığı anlaşılıyor.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, NATO’ya karşı kurulmuş olan ve Sovyetler Birliğinin başını çektiği Varşova Paktı da dağıldı. Doğu Bloku ülkeleri olarak nitelendirilen birçok Avrupa ülkesi de daha sonra NATO’ya dâhil edildi. O zamanın İngiltere başbakanı olan Thatcher: “Düşmanı olmayan ideoloji yaşayamaz. NATO’nun yaşayabilmesi için mutlaka bir düşmanımızın olması lazımdır. Sovyetler Birliği dağıldı ve düşman olmaktan çıktı. Onun yerine yeni bir düşman koymamız gerekiyor. Bu yeni düşman İslam’dır.”

O günden sonra hedef düşman İslam ülkeleri ve Müslüman halklar olmuştur. O güne kadar NATO’nun tatbikatlarında komünizmi temsil eden kırmızı renk hedeflerde kullanılırken; bundan sonraki tatbikatlarda İslam'ı temsil eden yeşil renk hedeflerinde kullanmaya başladılar. Tatbikatlardaki hedeflerin renklerini bile bu kadar önemseyen bir yapının; gerçekte yaptıkları ise günümüz İslam dünyası, bütün acı sonuçlarını dehşet içerisinde yaşamaktadır.

Afganistan işgali ve burada gerçekleştirdikleri katliamlar, yaptıkları yıkımlar, gerçekleştirdikleri zulümler ve on yıllardır süren vahşetler en somut örnektir. Irak, Libya, Yemen, Suriye ve bütün mazlum coğrafyaların maruz kaldığı vahşetler hep NATO eliyle veya NATO’nun başını çektiği ‘koalisyon güçleri’ eliyle; işgal, talan ve katliamlarını sistematik bir şekilde sürdürdüler.

Sonuç bildirgesinde, İran’ın baş düşman olarak belirlenmesi ise doğrusu bizi pek de şaşırtmadı. Önümüzdeki süreçte İran’a yönelik yeni abluka ve ambargoların, saldırı ve işgallerin, topyekûn bir savaşa maruz bırakılacağı bir planlamanın yapıldığı anlaşılıyor. Hele ABD başkanın, Suriye devlet başkanı ile görüşmesinde; siyonist işgalcilerin bile tahmin edemeyeceği bir şekilde, katil siyonistleri övmesi ve onları çok sevdiğini söylemesi bizi şaşırtmadı.

Bir güvenlik paktı olan NATO’nun; Ortadoğu’nun güvenliği noktasında, işgalci siyonist katillere yönelik bırakın tepki ortaya koymayı, bilakis bu katiller sürüsünün güvenliğinden bahsetmesi de bizi şaşırtmadı. Gazze’de soykırım, açlıktan ölen çocuklar, tamamen yakıp yok edilen şehirler, milyonlarca insanın evsiz, aç ve susuz ölüme mahkûm edilmesinden de tek kelimeyle bahsedilmedi.

Lübnan’da, siyonist katillerin sürdürdüğü işgal ve vahşet, Yemen’e karşı uygulanan ambargo ve insanlık dışı muameleden de hiç bahsedilmedi. Sudan ve Somali’deki işgallerden ve açlıktan ölen insanların üzerine, başta ABD olmak üzere çoğu NATO ülkesinin desteklediği katliam çetelerinin bomba yağdırmasına da değinilmedi.

ABD’nin, şimdiye kadar kendi pis işleri için ‘koçbaşı’ olarak kullandığı NATO’yu; bundan sonra başta İran işgali olmak üzere harekete geçecekleri, Rusya’ya karşı Ukrayna’da sürdürdükleri savaşı daha üst bir seviyeye çıkaracakları anlaşılıyor. Ama askeri, ekonomik, teknoloji başta olmak üzere hemen her alanda daha büyük bir güç olarak gelmekte olan Çin’e karşı; NATO’yu mevzide tutma zirvesi oldu.