Bismihi Teâla

Eğitim, bir milletin geleceğidir.
Gelecek ise günübirlik kararlarla kurulmaz.

Açık söylemek gerekirse, Milli Eğitim’de bir çaba var.
Bir arayış var.
Değişen dünyaya ayak uydurma isteği var.

Eleştiriler dinleniyor.
Eskisi gibi “Ben yaptım oldu” anlayışı da pek görünmüyor.

Ne var ki işler tam rayında değil.

Peki, mesele ne?

Bakan mı?

Durmadan bakan değişiyor.
Son yıllarda bu konuda rekor kırıldı desek abartı olmaz.

Müfredat mı?
Onda da sürekli değişiklik yapıldı.
2005…
2018…
2022…

Her gelen yeni bir sistem konuştu.
Yeni bir model anlattı.

Ama görünen o ki mesele sadece program değil.

Asıl mesele, eğitimin ruhunda yaşanan yorgunluk olabilir.

Çünkü eğitim sadece kitap değiştirmekle düzelmiyor.
Sınıfa giren insanı da güçlendirmek gerekiyor.

İşte burada dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz:
Öğretmen meselesi.

Ne yazık ki eğitim tartışmalarında herkes birbirini suçluyor.
Fakat kimse dönüp aynaya bakmak istemiyor.

Atalar ne güzel söylemiş:
“İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.”

Bugün eğitim camiasında eleştiri çok.
Fikir çok.
Şikâyet çok.

Ama çözüm noktasında aynı canlılığı görmek zorlaşıyor.

Ortada bir bulanıklık var.
Adeta sisli bir hava hâkim.

Peki, bu sis nasıl dağılacak?

Önce öğretmen güven duyacak.
Sonra yaptığı işin değerli olduğuna inanacak.

Çünkü insan, değer gördüğü yerde güç bulur.

Öğretmen huzurlu olacak.
Ekonomik kaygılar arasında ezilmeyecek.
Kaygıyla yorulan öğretmen, eğitime odaklanamaz.

Eğitim ciddiyet ister.
Ciddiyet ise sadece yönetmelikle oluşmaz.
İtibarla oluşur.

Bir toplum, öğretmenine verdiği değer kadar güçlüdür.

Zira öğretmene bakış geleceğe bakıştır.

Dün öğretmene emanet edilen çocuklar vardı.

Bugün ise güven sorgulanıyor.

Garip değil mi?

Oysa öğretmeni değersizleştiren toplum,

kendi geleceğini zayıflatır.

Elbette bu işin bir tarafı öğretmene bakar.

(Öğretmen kendisini sorgulamalı)
Diğer tarafı ise sisteme…

Adil bir sistem kurulmadan,
liyakat güçlenmeden,
emeğin karşılığı verilmeden,

eğitimde kalıcı başarı sağlanabilir mi?

Kalın sağlıcakla.