Bismihi Teâlâ;

Bir şey bozulursa tamir edilir.
Ama her şey tamirle düzelmez.
Hele ki mesele bir nesilse, iş daha da zordur.

“Kervan yolda dizilir” anlayışıyla nereye kadar gidilir, bilinmez.
Çünkü kaybedilen bir nesli geri getirmek mümkün olamıyor.

Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir sorunlarla boğuşuyor.
Bir türlü kendisi olamadı.
Hep başkalarına benzemeye çalıştı.

Yaban kuğularına özenen bir kuş gibi…
Ne kuğu olabildi ne kendisi kaldı.

Belki de moderniteyi fazla abarttık.
Belki de başkalarının rüzgârına kapıldık.

Oysa her toplumun kendi ölçüsü vardır.
Aynı elbise herkese uymaz.

İlim nerede olursa olsun aranır.
Ama ölçmeden almak doğru değildir.
Ölçü en temel esastır.

Nitekim yüce kelamda şöyle buyrulur:
“Eksik ölçüp tartanların vay haline…” (Mutafifin 1)

Geçtiğimiz günlerde yaşanan okul saldırısı,
sadece bir güvenlik sorunu değildir.
Bunu münferit bir olay olarak görmek eksik olur.

Meseleye geniş bakmak gerekir.

Mesele ne güvenliktir.

Ne bıçaktır ne silahtır.

Mesele bıçağı,

silahı çantaya koyan toplumsal iklimdir...

Bugün konuşulan tek şey güvenliktir.
Peki, çözüm bu mu?

Tek tip forma…
Çanta kontrolü…
Okul kapısında güvenlik…

Bunlar kalıcı çözüm değildir.
Çünkü sorun kökte, çözüm yüzeydedir.

Asıl mesele eğitim anlayışıdır.
Kültürel kodlara dayalı bir sistemdir.
Disiplinli bir yapı şarttır.

Peki, bunu kim verecek?
Cevap açık: Öğretmen.

Öğretmen güçlü olmalı.
Yetkisi olmalı.
Saygınlığı korunmalıdır.

Yetki verilmeden etki beklenmez.

Bugün çocukların en büyük sorunu anomidir.
Yani kuralsızlık…

Batılılaşma adıyla sunulan sahte reçete,
beklenen sonucu vermedi.

Tarihini bilmeyen,
medeniyetini tanımayan,
değerlerinden uzak bir nesil peyda oldu.

Oysa manevi dinamikler olmadan bu iş yürümez.

Bakanlık güvenlik tedbirlerine yönelmiş durumda.
Genelgeler, kontroller, düzenlemeler…

Bunlar gereklidir.
Ama yeterli değildir.

Asıl ihtiyaç şudur:
Öğretmenin itibarını yeniden kurmak.

Çünkü güçlü eğitim,
güçlü öğretmenle olur.

Kalın sağlıcakla.