Bir gencin cebindeki son parasını bahis kuponuna yatırması… Maaşı gelmeden kredi kartının limitini tüketmesi…
Bankadan çektiği krediyi “bu kez kazanacağım” diyerek bahis hesabına aktarması…
Sonra borcun borcu doğurması, aileden gizlenen hesaplar, satılan altınlar ve sonunda bir evin huzurunun bozulması, yuvaların dağılması…
Bunlar sadece rakamlardan ibaret değil. Her birinin arkasında bir insan, bir aile ve bazen geri dönüşü çok zor olan bir hayat var.
Türkiye'nin birçok kentinde olduğu gibi Batman'da da bahis meselesi özellikle gençler açısından ciddi şekilde tartışılması gereken bir konu. Kaçak bahis operasyonlarını, gözaltıları ve tutuklamaları neredeyse her gün haberlerde görüyoruz. Elbette yasa dışı bahisle mücadele edilmeli. Ancak burada sorulması gereken başka bir soru daha var:
Yasal olan bahis konusunda yeterince mücadele ediliyor mu?
Meseleyi “yasal bahis iyidir, kaçak bahis kötüdür” noktasına sıkıştırmak kolay. Oysa bağımlılık açısından bakıldığında asıl mesele, kişinin parasını kaybetmesini ve kaybın peşinden koşmasını engelleyebilecek bir sistem kurup kuramadığımızdır.
Çünkü vergisinin alınması, devlet tarafından lisans verilmesi veya yasal olması, bir bahis faaliyetinin bağımlılık üretme riskini ortadan kaldırmıyor.
Hala Çocuk Sayılabilecek Kişilere Bankalardan Yüksek Kredi ve Sonrasında Bahis Tuzağı
18-19 yaşında, düzenli geliri olmayan bir genç düşünelim.
Bankadan yüksek miktarda kredi kullanabiliyor. Kredi kartından para çekebiliyor. Borçlanabiliyor. Ardından bu parayı bahis hesabına aktarabiliyor.
Kaybediyor.
Bir daha oynuyor.
Yine kaybediyor.
“Kaybettiğimi geri alacağım” düşüncesiyle daha fazla para yatırıyor.
Bir süre sonra banka yeni kredi vermiyor. Kredi kartları doluyor. Bu kez aileden gizli para aranıyor. Evdeki altınlar satılıyor. Arkadaşlardan borç alınıyor. Daha da ileri gidildiğinde tefecilerden, yasa dışı yollardan borç para arayışı başlıyor.
İşte tam bu noktada bahis, eğlence olmaktan çıkıp bir borç sarmalına dönüşüyor.
Peki sistem bunu daha erken fark edemez mi?
Avrupa'da “Ne kadar kaybedebilirsin?” sorusu soruluyor
Dünyada farklı ülkeler bu konuda çeşitli sınırlamalar uyguluyor. Örneğin Almanya'da aylık 1.000 avroluk merkezi para yatırma limiti bulunuyor. Limitin üzerindeki yatırımlar teknik olarak engelleniyor. Daha yüksek limit için ise ekonomik yeterlilik ve bağımlılık riski gibi şartlar dikkate alınıyor.
İsviçre’de 21 yaşın altındakiler için maksimum kayıp limiti 1.000 frank’tır. Bunun, gençlerin korunmasını güçlendirmek amacıyla uygulandığı belirtilmektedir.
İngiltere’de ise sistem farklı bir yöntem üzerinden ilerliyor. Yüksek harcama yapan ve mali açıdan risk altında olabilecek müşteriler için hemen kısıtlayıcı önlemler devreye giriyor.
Burada önemli bir ayrıntı var:
Avrupa'da çoğu ülkede bir ayda maaşının yada bankadaki paranın en fazla % 5'i - % 10’u kadar bahis oynayabilirsin”
Asıl sorulması gereken soru belki de bu.
Düzenli geliri olmayan 18 yaşındaki bir kişinin bir ay içerisinde binlerce liralık bahis oynayabilmesi normal mi?
Ya da evli çocuklu bir kişinin aylık geliri diyelim 50 bin lirayken, birkaç gün içerisinde 100 bin-200 bin lirayı hatta bunun birkaç katını bahis hesabına aktarması sistem tarafından fark edilmemeli mi?
Bir insan art arda kredi kullanıyor, kredi kartlarını dolduruyor ve aynı dönemde bahis hesabına yüksek miktarlarda para gönderiyorsa, “Burada bir problem olabilir” denilemez mi?
Bence artık tartışılması gereken nokta tam olarak burasıdır:
Bahis oynayan insanı sadece müşteri olarak mı göreceğiz, yoksa korunması gereken bir birey olarak da mı göreceğiz?
“Kaybediyorsan daha fazla oyna” mantığı yerine “Dur” diyen sistem devreye girmeli
Belki de Türkiye'nin ihtiyacı tam olarak budur.
Bir oyuncu belirli bir kayıp sınırına ulaştığında sistem otomatik olarak durmalı.
Kişi gelirine göre olağan dışı miktarlarda para yatırıyorsa ek kontrol uygulanmalı.
Borçluluk göstergeleri artıyorsa bahis hesabına sınırsız para aktarılmasının önüne geçilmeli.
18-24 yaş grubunda daha sıkı koruma mekanizmaları oluşturulmalı.
Kişi aynı anda onlarca platformda oynayarak bir sitedeki limiti başka bir siteden aşamamalı.
Ve en önemlisi:
Kayıp sonrası daha yüksek bahis yapmayı teşvik eden mekanizmalar yerine, kişiye “Burada durman gerekiyor” diyebilen bir sistem kurulmalı.
Batman'da bu mesele neden konuşulmalı?
Çünkü Batman'da genç nüfusun yoğun olduğu bir kentten söz ediyoruz.
Bugün bir kahvehanede, kafede, telefonda veya sosyal medya grubunda bahis konuşulabiliyor.
Bir kişinin ne kadar kazandığı değil, ne kadar kaybettiği ve kaybettiğini geri kazanmak için ne yaptığı konuşulmalı.
Bir genç 500 lira kaybettiğinde belki mesele sadece 500 liradır.
Ama o genç “500'ü geri kazanacağım” diyerek 5 bin lira borçlanıyorsa mesele artık 5 bin lira değildir.
5 bin, 20 bine…
20 bin, 200 bine…
200 bin, ailenin parçalanmasına dönüşebilir.
Yasal olan da, kaçak olan da; insanın hayatını, ailesini ve geleceğini tüketiyorsa yeniden düşünülmeli.
Önemli olan bahis şirketlerinin ne kadar kazandığı, devletin bundan ne kadar vergi aldığı değil
Bir ailenin dağılmaması.
Bir gencin borç batağına düşmemesi.
Bir evde akşam sofraya oturulduğunda herkesin birbirinin yüzüne huzurla bakabilmesi olmalıdır.
Ve belki de artık soruyu şöyle sormalıyız:
“Bahis ne kadar kazandırıyor?” değil, “Bahis yüzünden neler kaybediyoruz?”