Bazı programlar vardır, bittiğinde aklınızda konuşmalar kalır. Bazı programlar vardır, salondaki atmosfer. Bazıları ise size bir şehrin geleceği adına umut verir. Ankara’da Batman Vakfı tarafından düzenlenen tanıtım ve buluşma gecesi, üçüncü kategoriye giren etkinliklerden biriydi.
Batman Rehber Gazetesi’ni temsilen hem etkinliği takip etme hem de Batman Vakfı'nın çalışmalarını daha yakından tanıma fırsatı buldum. Ankara’da yaşayan Batmanlıların, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen hemşehrilerle aynı salonda buluşması gerçekten dikkat çekiciydi. Uzun yıllardır özlemi duyulan birliktelik görüntüsünün ortaya çıkması, programın en önemli kazanımı oldu.
Salonun dört bir yanında farklı siyasi görüşlerden, farklı mesleklerden, farklı yaş gruplarından insanlar vardı. Normal şartlarda bir araya gelmesi zor görünen birçok isim, o gün Batman ortak paydasında buluşmuştu. Belki de gecenin en kıymetli yanı buydu. Çünkü şehirlerin kalkınması sadece yatırımlarla olmaz. Ortak akıl, ortak heyecan ve ortak hedefler de en az yatırımlar kadar önemlidir.
Batman Vakfı'nın kuruluş hikâyesi anlatılırken salonda hissedilen duygu oldukça samimiydi. İlyas Solak’ın kuruluş sürecine ilişkin aktardıkları, Yapıcıoğlu’nun birlik beraberlik vurgusu, Başkan Şerafettin Hamidi’nin ve yöneticilerin mesajları, vakfın yalnızca bir tabela kuruluşu olmak istemediğini gösteriyordu. Özellikle eğitim alanında açıklanan burs hedefleri ve Türkiye genelinde teşkilatlanma düşüncesi dikkat çekiciydi.
Ancak her başarılı organizasyonun geliştirilmesi gereken yönleri de olur. Eğer amaç daha büyük kitlelere ulaşmak ve daha verimli toplantılar yapmaksa, bazı detayların gözden geçirilmesinde fayda var.
Bunların başında yemek organizasyonu geliyor.
Şunu açıkça söylemek gerekir ki misafirperverlik konusunda kimsenin söyleyeceği olumsuz bir söz yok. İkramlar özenli hazırlanmıştı. Fakat yemek bölümü gereğinden fazla uzun sürdü. Önce çorba geldi. Ardından mezeler servis edildi. Sonra içli köfte geldi ardından börek geldi. Daha sonra ana yemek servis edildi. Üstelik servisler aralıklı şekilde ve maşa yöntemiyle yapıldığı için süreç oldukça uzadı.
Bir noktadan sonra salondaki birçok kişinin saate bakmaya başladığını fark ettim. Hatta bazı katılımcılar programın ilerleyen bölümlerini beklemeden ayrılmak zorunda kaldı.
Oysa günümüzde birçok büyük organizasyonda tercih edilen yöntem çok daha pratik. Tek tabak halinde sunulan servis modeli hem misafiri yormuyor hem de programın akışını hızlandırıyor. Böyle bir yöntem tercih edilseydi en az bir saatlik zaman kazanılabilirdi. O bir saat ise açık kürsüye, tanışmalara, proje sunumlarına veya şehir için yapılacak yeni çalışmalara ayrılabilirdi.
Bir diğer dikkat çeken konu ise serbest kürsü bölümüydü.
Batman Vakfı'nın en önemli iddiası kapsayıcı olmaksa, açık kürsü kısmında daha geniş bir temsiliyet sağlanabilir. Elbette herkesin konuşması mümkün değil. Ancak vakfın sahiplenilmesi için farklı kesimlerden insanlara da söz verilmesi faydalı olabilir.
Burada hassas bir denge kurulması gerektiğini de belirtmek gerekiyor. Çünkü zaman zaman birçok toplantıda karşılaştığımız bir durum yaşanabiliyor. Üç beş kişinin oluşturduğu bir grubun başkanı olan biri, sanki bütün bir meslek camiasının temsilcisiymiş gibi konuşmalar yapabiliyor. Bu durum hem programın akışını zorluyor hem de gerçekten geniş kitleleri temsil eden isimlerin süresini daraltabiliyor.
Açık kürsü, unvan yarışının değil; fikirlerin yarıştığı bir alan olmalı. Batman'a katkı sunacak düşünceler öne çıkmalı. İnsanlar kürsüden kartvizit dağıtır gibi değil, şehrin geleceğine dair öneriler sunar gibi konuşmalı.
Bunun dışında organizasyonun genel başarısına gölge düşüren herhangi bir durum yaşanmadı. Basın mensuplarının davet edilmesi, farklı şehirlerden gelen katılımcıların ağırlanması, programın genel düzeni ve salon organizasyonu başarılıydı. Özellikle vakıf yöneticilerinin misafirlerle birebir ilgilenmesi olumlu bir izlenim bıraktı.
Şunu da ifade etmek gerekir ki Batman son yıllarda nüfus olarak büyüyor, ekonomik olarak gelişiyor, eğitim seviyesini yükseltiyor. Ancak hâlâ en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri ortak hareket etme kültürü. Ankara’daki buluşma tam da bu noktada önemli bir mesaj verdi. Aynı şehirden gelen insanların birbirini rakip değil, yol arkadaşı olarak görmesi gerektiğini hatırlattı.
Programdan ayrılırken aklımda kalan şey ne yapılan konuşmaların tamamıydı ne de ikram edilen yemekler. Aklımda kalan şey, salondaki yüzlerce insanın aynı anda Batman ismi etrafında kenetlenebilmesiydi.
Çünkü şehirler yollarla, binalarla, köprülerle büyür. Ama asıl olarak insanlar birbirine inandığında güçlenir.
Batman Vakfı'nın Ankara'da attığı adım da tam olarak bu inancın ilk büyük fotoğrafını ortaya koydu. Şimdi önemli olan o fotoğrafı büyütmek, çoğaltmak ve gelecek nesillere taşıyabilmek.