Dede Korkut hikayelerinde “Deli Dumrul” diye birinden söz edilir.
Deli Dumrul kurumuş bir çayın üzerine bir köprü yaptırmış, geçenden 30 akçe, geçmek istemeyenden ise döve döve 40 akçe alıyormuş.
Elindeki silaha ve cesaretine güveniyor ve herkesi korkutuyormuş.
Nihayet bir gün “meydan okuduğu” Azrail ile karşılaşmış ve o gün Deli Dumrul’un dizlerinin bağı çözülmüş.
Hikaye farklı bir sosyal konuyu işler ve bizim niyetimiz meseleye başka bir pencereden bakmak.
Elindeki silahlara ve çevresinin zayıflık ve korkusuna dayanarak Deli Dumrul kesilenler var günümüzde.
Özellikle Amerika ve günümüzdeki yöneticileri böyle bir tavır içindeler.
Trump’ın son açıklamalarından birini gördüğümde aklıma bunlar geldi.
İran’a yönelik saldırılardan bir şey elde edemeyen; ama durmadan zafer naraları atan çok garip bir figür.
Bazen kibrin zirvelerinde bir megaloman, bazen ölüm korkusundan iyice saçmalayan bir paranoyak…
Amerikan başkanı olmasa belki kimsenin ciddiye almayacağı bir tip; ama maalesef elindeki silahlardan ve ekonomik gücünden dolayı her sözü gündem oluyor.
israilin kuyruğuna takılarak İran’a yönelik gerçekleştirdikleri saldırılardan sonra dünya çapında yaşanan enerji krizinin sebebi kendileri iken hiç sorumlulukları yokmuş gibi davranıyorlar.
Bununla da yetinmiyor Trump, çevresini suçlayarak haklı çıkmaya çalışıyor.
Amerikan Başkanı, çatışma sürecinde kendilerine destek vermeyen ülkelerin, savaş sona erdikten sonra Amerika’nın üstlendiği maliyetleri karşılaması gerektiğini savundu.
Yani Trump “kazandığım benimdir; ama kaybettiğimde hepiniz buna ortaksınız” diyor.
Öyle ya Venezuela petrolüne çöktüğünde hiçbir ülkeye “gel sen de gasp ettiğim bu petrole ortak ol” demedi.
Venezuela’ya yönelik tehditler savururken “Petrolümüzü çalıyor” diyordu.
Venezuela’da Amerikan petrol şirketleri tesisler kurmuş ve yıllarca çıkardıkları petrolün az bir kısmı hariç el koymuşlardı.
Hugo Chavez ile başlayan sosyalist hükümet, Amerikan şirketleri ile olan anlaşmaları sonlandırdı ki, bu her ülkenin hakkı olan bir şeydi.
Ancak bu hamle Amerika’nın çok zoruna gitti.
Trump’ın “Petrolümüzü çalıyorlardı, buna son verdik” dediği şey tam olarak buydu.
Şimdi Maduro sonrası oluşturulan yeni hükümetle yapılan anlaşmaya göre Amerika 100 yıl boyunca Venezuela petrolünü kontrol altında tutacak.
Ama körfezde hesapları tutmadı Amerika’nın.
Amaç İran yönetimini devirmek ve İran petrolüne el koymaktı.
Üstelik İran petrolü, Venezuela petrolüne göre çok kaliteliydi.
İran’da yönetim değiştikten sonra başa zayıf bir yönetim getirilecek ve onlarla Venezuela örneğinde olduğu gibi bir anlaşma imzalanacaktı.
Dediğimiz gibi hesaplar tutmadı.
Körfezden çekilmek en mantıklısı; ama bu hem israildeki hem de Amerika’daki seçimleri etkileyebilecek bir şey.
Trump ve ekibinin hedefi “kazançlı bir geri çekilme” ya da en azında “kazanmış gibi görünme imkanı olan bir geri çekilme” ama şimdilik bu da pek ihtimal dahilinde görünmüyor.
İşte burada “Deli Dumrul yasası” devreye giriyor.
Trump, körfez ülkelerine “Tamam benim yüzümden saldırıların hedefi oldunuz; ama yine de benim zararlarımı karşılamak zorundasınız” diyor.
Bununla da yetinmiyor, Avrupa ülkelerine hatta Japonya ve Güney Kore’ye “Benim zararlarımı karşılayın” diyor.
Kendisi Epstein belgelerine göre tescilli bir sapık ve pedofilidir ve bundan dolayı MOSSAD şantajlarının esiri olmuş durumda. Bebek katili Netyanyahu’nun talimatları doğrultusunda içine girdiği bataklıktan çıkamıyor. Bununla birlikte tüm dünyada bir enerji krizine sebep olmasına ve birçok ülkenin zararını karşılamak zorunda olmasına rağmen yüzsüzlük ediyor ve “benim zararımı karşılayın” diyor.
Acı olan ise hiçbir devletin yöneticisi bu yüzsüzlüğe, bu arsızlığa, bu ahlaksızlığa bir şey demiyor.