Kürt coğrafyasında asırlardır süzülüp gelen, hakikatin tokat gibi yüze vurulduğu bir atasözü vardır: “Bi gur re dikujin, bi şivan re dixwin, bi xwedî re digirîn.” (Kurtla beraber öldürürler, çobanla beraber yerler, sahibiyle beraber ağlarlar.)
Ahlakın, samimiyetin ve vicdanın çekildiği yerlerde; riyanın, siyasi ikiyüzlülüğün nasıl bir zulüm perdesine dönüştüğünü bundan daha berrak özetleyen bir kelam az bulunur.
Tarih 31 Temmuz 2010. Batman’da Meymuniye bölgesinde bir ateş yükseldi. Sadece bir konteynır veya anız değil, bir milletin vicdanı yakıldı o gece. Köylerinden yükselen dumanı görüp "yardım edelim, yangını söndürelim" diyerek yola çıkan güzel insanlar vardı: Köy Muhtarı Sadi Özdemir, kardeşi Salih Özdemir, Almanya’dan memleketine gelmiş gurbetçi Sofi Özdemir ve Batman Barosu Eski Başkanı Av. Sedat Özevin...
Tuzak hazırdı. Yola döşenen o kalleş mayın patladığında, masumiyet parçalandı; dört insan, dört can feci şekilde hayattan koparıldı.
Peki o ateşi yakan el kimindi? O yola o tuzağı döşeyip canları alan zihniyet neyin nesiydi?
İşte asıl trajedi, patlamanın olduğu gün değil, o patlamadan sonra başlayan tiyatroda gizli.
Dün toprağa bomba döşeyip masum insanların kanına giren aynı zihniyet; bugün o insanların mirasına sahip çıkıyormuş gibi anma törenleri düzenliyor. Belli odakların şemsiyesi altında toplanıp, döşedikleri tuzağın kurbanlarına "saygı ve minnet" mesajları yayınlıyorlar.
İnsanda biraz haya, biraz vicdan olur.
Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, "İnsanlardan öyleleri vardır ki, dilleriyle 'inandık' derler ama kalpleriyle fitne ekerler," buyurur. Zulmü kendi elleriyle işleyip, sonra o zulmün maktulüne ağıt yakmak hangi insanlığa, hangi hak hakikat mücadelesine sığar? Bu, ölenlerin hatırasına yapılan en büyük saygısızlıktır. Masumun kanı üzerinden siyaset devşirmek, acıyı ticarileştirmek ve faili meçhulleştirmeye çalışmak ahlaki bir çöküştür.
Dağda, yolda, köyde masum sivillerin, kendi insanının kanını akıtan bir anlayışın; şehirde "insan hakları" havarisi kesilmesi tam da o atasözünün tarif ettiği tablodur. Kurt olup canı alıyorlar, çoban olup sofraya oturuyorlar, sonra da mazlumun sahibinin yanına geçip timsah gözyaşları döküyorlar.
Üstelik yıllardır katlettikleri on binlerce can için en ufak bir pişmanlık belirtisi göstermiyorlar. Tuvalet köşelerinde başkaları için her türlü hizmete hazır olduklarını anlatanlar her nedense katlettikleri mazlum Kürtler için tek kelam etme ihtiyacı hissetmiyorlar.
Hakikat yerli yerinde duruyor. Ne atılan bombalar, ne de sonrasında düzenlenen riyakâr törenler o masum insanların kanını temizleyebilir. Zulüm ile abat olunmaz; dökülen masum kanı üzerine inşa edilmeye çalışılan hiçbir söylem samimi bulunmaz.
Batman’da o gün bir yangını söndürmek için yola çıkıp masumiyetin ve komşuluk hakkının kurbanı olan o dört cana Allah’tan rahmet diliyorum. Hakiki adalet ve mizan günü geldiğinde, o ateşi yakanlar da, o ateşin etrafında ikiyüzlüce ağıt yakanlar da elbette mutlak hakikatin karşısında hesap verecektir.