İmsak: Güneş:
4 °C
asd

İslam’da Siyaset pratik ilişkisi

  • Cemal Çınar
  • 2022-11-11 13:53:08
  • 69 Görüntülenme
  •  Toplumu sevk ve idare etmek anlamına gelen siyasetin, bugünkü yazımda, hayatın pratiği ile olan ilişkisini Kur'an-ı Kerim’den anlamaya çalışacağız.

                  Konuyu, Yusuf suresindeki alakalı olan 6. Ayetten anlamaya çalışacağız. Yüce Allah, peygamberlere biri vahyi metluv ve diğeri de vahyi gayri metluv olmak üzere iki çeşit vahiy göndermiştir. Vahyi metluv: Yüz sahife ve dört büyük kitapla belli peygamberlere gönderdiği bir vahiydir. Böylece vahyi metluv alanlar dahil, tüm peygamberlere gönderdiği vahyin başka çeşidine de vahyi gayri metluv denilir. İşte sadece Vahyi gayri metluv gönderdiği peygaberlerden biri de Hz. Yusuf (as)dır.

    Yusuf surenin 6. Ayetinde bulunan iki kavram üzerinden konuya göz atalım. Ayetteki bu kavramlar "يعلمك"  ile "إلا حاديث" kelimeleridir. Eğer kelime vahiy metluv ile vahiy ettik deseydi belki kitabi bir öğreti olurdu. O da pratikten çok, bir akademiya yani kitabi bir bilgiyi işaret ederdi. Ama, metluv olmayan, hayatın pratiği içinde işlevsellik gören bir vahiyle bildirilmesinden anlıyoruz ki, siyaset pratik isteyen tecrübelerle elde edilen bir bilgidir. Yani Yüce Allah hayatın pratiği içinden Hz. Yusuf (as)’a siyasi bir tecrübe kazandırarak öğrettiğini beyan etmiştir. Bu arada siyasetin ilahi bir emir olduğunu da müşahede etmiş oluyoruz. Dolaysıyla Müslüman ondan uzak duramaz. Siyaset, insanları idare etme sanatıdır. Bütün peygamberler toplumu ilahi bir sistemle idare etmek için gönderilmişlerdir.

    Kitaplar ile ilke ve esasları belirlenir. Bu vahyi metluvdur. Ama hayatın pratiği içinde karşılaşılan her bir insanın haleti ruhiyeleri, ahlaki meziyetleri, tiynet ve tavırları, insana gösterecekleri refleksleri, taşıdıkları fikri farklılıkları, huy ve mimikleri farklıdır. İşte bu farklılıkları ve onların gönüllerini kırmadan bir hakikati aktarıp kabul ettirmek için ilgi ve alaka kurmaya çalışmak hayatın gerçekleri içinde ancak tam manasıyla anlaşılabilir. Bu toplumu sevk ve idare etmekle olur. Bunun adına siyaset denir.

    Demek ki, siyaset ilmi için kişinin dertlerle pişmesi lazım. Vahiyle emretmek yerine bilgilendirilme manasına gelen "يعلمك" kelimesi ile bunu anlıyoruz. Talim ve terbiyeye giren bu kavramın seçilmesi çok manidardır. Anlaşılan o ki; Bu fi'li mudari ile kasıt "Yenilenen devamlılık" kast edilmektedir. Bundan "Medde'den" değil de "Merre" ile gelmesi de siyasetin yenilenerek devamlılık arz ettiği anlaşılmaktadır. 

                İkincisi "الاحاديث" kavramıdır. Ehadisten kasıt "rüya" dır. Müfessirlerin kahir ekseriyeti bu görüştedirler. Bu görüş de doğrudur. Ancak, sadece rüya ile sınırlandırmanın kıssanın içeriğine ve Kur’an’ın cihanşümulluğuna uygun düşmeyeceği kanaatindeyim. Kelimenin Cemi’/çoğul gelmesi de gösteriyor ki rüya dışında bir çok hususu barındırmaktadır. Bu konuda iki önemli hususu daha görüyoruz. Rüya dışında birden fazla konunun kastedilmesine işaret ettiği gibi, siyaset becerisi çok yönlü bir bilgiyi de gerekli kılar. Bilgi, sabır, sosyoloji, psikoloji ve gönül alma sanatı gibi birden fazla maharet ister. Siyasetin birden çok bilgi ve beceri istediğini beyan ettiği kanaatindeyim.

    Çünkü, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf (as) kıssası sadece rüya ile sınırlı değildir. Eğer sadece rüya olsaydı, kıssada "ehadis" yerine "erru'ya" şeklinde gelmesi gerekirdi. Demek ki rüya ile beraber başka hadiseler vuku bulduğu için kelimeye rüya yerine “ehadis” denilmiştir.

               Demek ki Hz. Yusuf’a, görülen rüyaların tevil edildiği gibi çıkmasıyla rüyanın, kardeşi Bünyamin’i yanında bulundurma ile siyasetin, ekonomik tedbirlerle iktisadın, kardeşlerini affetmeyle üstün ahlakın, bu engin kimlik ve kişiliksel meziyetlerle toplumun güvenini alarak Mısır’da beşeri sisteme ilahi sistemi hakim kılma yolunun, yani siyasetin iç yüzünün öğretildiğini söylemek mümkündür.

    İlmi ve güvenirliliği genel olduğu için, hani melikin yasaları yürürlükte iken görev istemişti ya. Orada “ عليم ve حفيظ”  kelimeler "el" takısı almamıştı. Çünkü, nekire bir kelime kendi manasında umumiliği, marife ise hususiliği barındırır. İşte, toplumun tamamı onun ilim sahibi ve güvenirliliğini bildiği için kelimeler el takısı almamıştır. Ancak havadis/meselelerin iç yüzünün öğretilmesiyle el takısı almıştır. Çünkü ilmi siyaset özel olup belirli bir beceri ve alanı kapsar. Bu sebeple kelime “el” takısı alarak marife gelmiştir. Hulasa siyaset, okuyandan çok yaşayanın yapabileceği bir iştir. Bu iki kavramın gramerindeki hikmetlerinden bu kanaate vardım.