Sayılı günler çabucak geçti. Bir Ramazan Ayını daha geride bırakmanın hüznü ile bayrama ulaşmanın sevinç ve mutluluğunu aynı anda yaşıyoruz. Geride bıraktığımız Ramazan Ayının her bir günü ayrı bir nimetin, ayrı bir güzelliğin, ayrı bir arınmanın ve elbette karşılığı Yüce Allah tarafından verilecek ayrı bir mükâfatın vesilesi oldu. Oruçlarımız, dualarımız, secdelerimiz, gözyaşlarımız semaya yükseldi. Açlıkla sabrı tattık, şükürle nimetlerin sahibini hatırladık, Kur’an’la ruhumuzu yıkadık. İftar sofrası başında beklerken açlıktan gözlerimiz kararsa, susuzluktan baygınlık geçirecek halde bile olsak elimizi yemeğe ve suya uzatmayarak itaat, teslimiyet ve sabrın mücessem halini yaşadık.

Geride bıraktığımız Ramazan Ayında günahlarımızdan yaptığımız tevbelerin “Nasuh Tevbe” olması için Ramazan’da edindiğimiz hasletlerin devamını sağlamakla gerçek kulluğun peşinde koşmalıyız. Ramazan’ı manevi bir takviye vesilesi olarak görüp kullukta sıçrama yapmak, senenin geride kalan on bir ayını da Ramazan’a yakın bir kulluk anlayışıyla geçirmeyi hedeflemeliyiz.

Şimdi, Rabbimizin emrini yerine getirmenin, O’na itaat etmenin ve sırf O’nun rızası için bir ay boyunca açlık ve susuzluğa sabretmenin, nefsani ve cismani arzulara gem vurmanın; dilimizi gıybetten, kalbimizi günahlardan, uzuvlarımızı haramlardan korumuş olmanın manevi hazzını tatmış olmanın dünyevi karşılığı olarak lütfedilen Ramazan Bayramını kutluyoruz. Oruç nasıl ki sadece açlık ve susuzluk demek değilse, bayram da sadece Ramazan sonrasında gelen günler değil; bir müjde, bir ödül, bir kucaklaşma, bir arınmadır.

Her bayram olduğu gibi başta Filistin ve Gazze olmak üzere İslam dünyası yine çatışmalarla, yıkımlarla, katliamlarla, işgallerle hüzün ve kederi yaşarken bayramı bayram tadında kutlamak mümkün değilse bile bayram, yine bayramdır. Gazze bu haldeyken bayram sevinci hüzünle harmanlansa da bayram, yine bayramdır. Zindanlarda geçmek bilmeyen gecelere uyanan Müslümanlar için, memleket hasretiyle yanan muhacirler için; babasını, eşini, kardeşini bekleyen mazlum aileler için tarifsiz bir hüzünle gelse de bayram, yine de bayramdır! Çünkü bayram, Rabbimizin İslam ümmetine bir hediyesidir. Çünkü bayram, mü’min gönüller için neşenin, kardeşliğin, birlik ve beraberliğin tazelendiği kutlu bir andır. Yüreği buruk olanların teselli bulduğu, yetimin başının okşandığı, mahzun gönüllerin sevgiyle yeşerdiği müstesna bir zaman dilimidir bayram…

Bayram, hangi şartta olursa olsun ümidi kaybetmemektir. En dar zindanlarda, en uzak gurbetlerde, en derin hasretlerde bile bayramın ruhunu diri tutabilmektir. Çünkü mü’min bilir ki bayram sadece dünya şartlarına bağlı bir sevinç değil, Allah’a kulluğun mükâfatıdır. İşte bu yüzden, en karanlık günlerde bile bayramın ışığını söndürmemek gerekir.

Bu mübarek günlerde aynı sofrada oturamadığımız aile fertlerimiz, ellerini öpemediğimiz büyüklerimiz, kabrine gidemediğimiz sevdiklerimiz olabilir. Ama hayır üzere yapacağımız dualarımız buluşabilir! Gönülden gönüle selam göndermek, bir yetimi sevindirmek, uzaktaki bir kardeşimize umut olmak da bayramdır. Çünkü bayram, paylaşmaktır. Küslükleri sona erdirmek, bir tebessümle hasretleri gidermek, gönülleri yeniden bir araya getirmektir.

Belki de yıllardır evladının hasretiyle yanan bir anne, kalbi özlemle dolu bir baba vardır. Belki yaşlı gözlerle yol gözleyen bir dede ya da torunlarının sesini duymak isteyen bir nine vardır… Bayram, onların duasını almadan eksik kalır. Bir ziyaret, bir telefon, bir içten selam, onların gönüllerini aydınlatmaya yeter.

Bu bayramda, hangi şartta olursak olalım, sevincimizi diri tutalım. Zindandaki kardeşlerimizi, hicret yollarında gözleri nemli olanları, evlatlarını bekleyen anaları unutmayalım. Bayramı bayram gibi kutlayalım. Çünkü bayram, her şeye rağmen umut etmektir, sevinci paylaşmaktır, Allah’a şükretmektir.

Bayramınız mübarek olsun!