İnsan, hayatı boyunca değişir. Çocukken başka, gençken başka, olgunlaştığında daha başka düşünür. Yaşadıkları, çevresi, arkadaşları, okudukları ve karşılaştığı insanlar onu dönüştürür. Peki bu değişim nereye kadar sağlıklıdır? Kendimizi geliştireyim derken kendimizden uzaklaşabilir miyiz?
Asıl mesele burada başlıyor: Değişmek başka, kendinden vazgeçmek başkadır.
İnsan bazen çevresine uyum sağlamak için kendi düşüncelerinden, değerlerinden ve karakterinden vazgeçebiliyor. “Herkes böyle yapıyor”, “Çağa ayak uydurmalıyım” derken farkında olmadan kimliğini başkalarının beklentileri üzerine kurabiliyor. Özellikle sosyal medya çağında insanlar yalnızca başkalarının hayatlarını izlemiyor; onların yaşam tarzlarını, konuşma biçimlerini, tüketim alışkanlıklarını ve mutluluk anlayışlarını da kendilerine ölçü alabiliyor.
İslam’ın değişim anlayışı da insanın özünü yok etmesini değil, nefsini ıslah etmesini ister. Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”(Ra’d, 13/11)
Bu ayet bize önemli bir hakikati hatırlatıyor: Değişim önce insanın kendi iç dünyasında başlamalıdır. Yanlışımızı düzeltmek, günahımızdan dönmek, güzel ahlakı kuşanmak ve Allah’ın razı olacağı bir insan olmaya çalışmak gerçek değişimin önemli parçalarıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de güzel ahlakın önemine dikkat çekmiştir. Çünkü insanı değerli kılan yalnızca dış görünüşü, makamı veya sahip oldukları değil; karakteri, niyeti ve davranışlarıdır.
Bugün toplum olarak ciddi bir dönüşüm içerisindeyiz. Değerlerimiz, aile ilişkilerimiz, komşuluk anlayışımız ve iletişim biçimimiz değişiyor. Değişimin tamamını kötü görmek doğru olmadığı gibi, her yeniliği sorgulamadan kabul etmek de doğru değildir.
Her yenilik ilerleme değildir. Her eski olan da doğru değildir.
Önemli olan, neyi değiştirdiğimizi ve neyi korumamız gerektiğini bilmektir. Daha bilgili olurken kibirleniyorsak, daha modern yaşarken ailemizden ve merhametten uzaklaşıyorsak, daha fazla insana ulaşırken kendi iç dünyamızda yalnızlaşıyorsak burada durup kendimize bakmamız gerekir.
İmanımızı, ahlakımızı, aile bağlarımızı, merhametimizi ve insanlara karşı sorumluluğumuzu kaybediyorsak, buna sadece “değişim” demek mümkün değildir.
Kendimizi geliştirelim. Bilgimizi artıralım. Teknolojiyi kullanalım. Dünyayı tanıyalım. Farklı fikirleri dinleyelim. Hatalarımızdan ders çıkaralım. Fakat bütün bunları yaparken bizi biz yapan değerleri koruyalım.
Çünkü mesele değişip değişmemek değil, hangi yöne doğru değiştiğimizdir.
Eğer değişim bizi Allah’a, güzel ahlaka, ailemize, merhamete ve sorumluluk bilincine yaklaştırıyorsa bundan korkmamalıyız. Fakat bizi vicdanımızdan, değerlerimizden ve Rabbimizle olan bağımızdan uzaklaştırıyorsa bir an durup nereye gittiğimizi düşünmeliyiz.
Unutmayalım; kendimiz olmak, olduğumuz hâlde kalmak değildir. Kendimizi tanımak, eksiklerimizi görmek ve daha iyi bir insan olma yolunda ilerlemektir.
Asıl mesele, başkalarına benzemek değil; Allah’ın razı olacağı insan olmaya çalışırken kendi şahsiyetimizi inşa edebilmektir.
Evet, kendimizi kaybetmeden değişebiliriz. Hatta gerçek değişim, insanın kendisini kaybetmeden daha iyi bir hâle gelmesidir.
Vesselam…