Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iyi bir oyun kurucu olduğunu herhalde herkes teslim eder. Bunu sadece iç politika için söylemiyorum; dış ilişkilerde de aynı beceriyi ortaya koymaktadır.

Baştan belirtmeliyim ki bu tespiti Cumhurbaşkanını övmek amacıyla yapmıyorum. Çünkü oyun kurucu olmak illaki olumlu işler yapmak anlamına gelmiyor. Örneğin, hasbi ve harbi biri olarak bildiğimiz Cumhurbaşkanının bazı konularda israile karşı alttan almasını kendisine pek yakıştıramıyoruz.

Mevcut iktidar daha çok dış politikadaki hamleleriyle puan topluyor. Çünkü AK Parti son zamanlarda dış gelişmeler üzerinden gündem belirlemeye çalışıyor. Ama biz yaklaşmakta olan seçimler dolayısıyla daha çok iç politikaya odaklanalım; dış politika apayrı bir konu.

Bugüne kadar Erdoğan, seçimlerde şöyle bir taktik izledi: Cumhurbaşkanı, seçimlerden önce şartları kendisi hazırlıyor ve rakiplerini hemen hemen her defasında kendisi belirliyor. Rakip belirlemek öyle kolay bir iş değildir; fakat Erdoğan yarattığı hava sayesinde hep zayıf liderlere karşı mücadele etmesini bildi.

Bu yüzden kendisinden “Hay sen çok yaşa Bay Kemal” cümlesini mükerreren dinledik. Belki de bu yüzden laikler, Kılıçdaroğlu için “Projedir” tanımını yapıyorlar.

Tekrar seçim sath-ı mailine girdik. Belki de öne alınmak suretiyle seçimler 2027 yılı içerisinde yapılacak. Aslında muhalefetin kazanmaya en yakın olduğu bir seçime doğru gidiyoruz diyebilirim. Çünkü önü alınamayan enflasyon ve hayat pahalılığı, muhalefetin en büyük destekçisi konumundadır.

Öyle ya, Rahip Brunson olayından sonra sarsılan ekonomik göstergeler bir türlü düzelmiyor. Açıklanan son enflasyon rakamları düşüş eğiliminde olsa da istenen seviyede değil. Dolayısıyla alım gücü her geçen gün azalmaya devam ediyor. Özellikle bu seçimlere de şartları düzeltilmeyen kalabalık bir emekli yığınıyla girilirse, iktidarın işi hayli zor olacaktır.

Muhalefetin parçalanmışlığına baktığımızda, hükümetin en büyük rakibinin enflasyon olduğu net bir şekilde anlaşılıyor. Başka bir deyişle, enflasyon olmasa muhalefetin seçimden pek bir beklentisi olmayacak. Hemen hemen bütün partiler umudunu enflasyona bağlamış durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu çok iyi biliyor. Bu anlamda Mehmet Şimşek’in en önemli görevi, seçimlere kadar enflasyonu dizginlemek ve fiyat istikrarını sağlamaktır. Hele bir de emekliye esaslı bir zam yapılırsa, seçimi tekrar kazanmanın yolu açılmış demektir.

Tabii, geçmişte yürütülen çözüm süreci benzeri gelişmeler de seçimlere hayli etki edecektir. O cephede de Erdoğan’ın lider arayışı devam etmektedir: Bir tarafta Abdullah Öcalan, diğer tarafta Selahattin Demirtaş olacak şekilde bir ikilemin oluşması olasıdır.

Sürecin selameti açısından seçimlerde AK Parti ile DEM Parti'nin iş birliği yapması mümkün görünebilir. Fakat bugüne kadar Erdoğan düşmanlığı üzerinden konsolide edilen DEM seçmeninden ani bir dönüş beklemek oldukça zor olacaktır. Çünkü çocukları dahi Erdoğan düşmanlığıyla büyüten DEM, tabanını bu hususta nasıl ikna edecek, doğrusu büyük bir muammadır.

Neticede seçim sath-ı mailine girdik ve bundan sonraki adımlar hep seçime yönelik olacaktır.