Arapça kökenli bir kelimeymiş; gözden çıkarılan, vazgeçilen, terk edilen ya da feda edilen anlamlarına geliyormuş...
Osmanlıcada daha çok kullanılan bu sözcük, Haluk Levent’in seslendirdiği Anadolu rock şarkılarından birinin adıdır. Hikâyesi hüzünlü olunca, ortaya iç sızlatan bir beste çıkmış.
"Elfida"nın sözlerini Emrah Aydoğdu ve Haluk Levent kaleme almışlar. Bestesini ise Ömer Faruk Güney yapmış. Ayrıca Haluk Levent bu dokunaklı esere bir de klip çekmiş.
Şarkı zamanla öyle benimsenmiş ki başka isimlerce de yorumlanmış; örneğin Hozan Beşir, sadece saz eşliğinde kendi özgün üslubuyla okumuş Elfida’yı.
Geniş kitlelerce bilinen bu eserde geçen Elfida’nın kimliği üzerine çeşitli söylentiler dolaşınca, Haluk Levent 2021 yılında konuya dair bir açıklama yapmış.
İşin aslı, hikâyedeki kahramanın gerçek adı Beyzanur imiş. Kanserle mücadele eden minik bir kız çocuğu. Haluk Levent onunla Cerrahpaşa Hastanesinde tanışmış.
Bir gün hastanedeyken doktorlar, Beyzanur’dan artık umudun kesildiğini, ailenin bu acı durumu kabullenip onu adeta “Gözden çıkarması" gerektiğini söylemişler. Bu nedenle küçük kıza "Feda edilen" anlamında "Elfida" lakabını uygun görmüşler.
Haluk Levent’in anlatımına göre, minik kızla daha yakından ilgilensinler diye Hastane personeline bir konser dahi vermiş.
Bir süre sonra küçük kız hayata veda etmiş. Haluk Levent, acılı baba Murat Çelik’e, ileride bir kızları daha olursa adını Elfida koyun demiş. Derken bir kız çocukları daha dünyaya gelmiş ve vefat eden ablasının anısına bu yavruya "Elfida" ismini vermişler.
İşte böylesine dramatik bir hikâye üzerine yazılmış bir şiiri ve yapılmış bir besteyi seslendiren Haluk Levent, hukuki olarak tescillenmese de genel kabul gören kanaate göre nitelikli bir dolandırıcı.
Sicili sadece “AHBAP” (Anadolu Halk ve Barış Platformu) Derneği ile sınırlı değil; geçmişinde adı karıştığı dolandırıcılıklar, çek-senet işleri, kumar, bahis ve aldığı borçları ödememe gibi onlarca vukuat barındırıyor.
Buna rağmen kurduğu dernek son büyük depremde oldukça parladı ve özellikle seküler kesim, yardımlarını afet bölgesine AHBAP aracılığıyla ulaştırmaya çalıştı.
Elbette masumiyet karinesini her durumda gözetmek gerekir. Ancak bir insanın cemaziye”l-evvelini bilmek, cemaziye”l-ahiri hakkında da az çok fikir verir sanırım. Dolayısıyla Haluk Levent hakkında, hukuki sınırların da ötesine geçen, zihinlere kazınmış bir "Dolandırıcı" kanaati mevcut.
Fakat şu durum oldukça garip değil mi? Bir kızın derdini kendine dert edinen bir sanatçı nasıl olur da başkasının yıllarca alın teriyle biriktirdiği emeğini bir çırpıda gasp edebilir?
Veya açlık çeken Afrikalı bir çocuk için beste yapan bir müzisyen, başka bir insanı aç bırakmak pahasına onun tüm mal varlığına nasıl el koyabilir?
Veyahut rol aldığı pek çok filmde haktan, adaletten yana tavır koyup zalimin karşısında dimdik duran mazlum karakteri canlandıran aktörlerin, gerçek hayatta bir başkasının parasını zulümle gasp etmesi ne kadar da iğreti duruyor.
Ya da çizgileriyle doğanın en nadide anlarını tuvale aktaran bir ressamın, o doğaya ihanet edercesine ormandan imarsız bir arazi çevirip bina dikmesi ne kadar çirkin bir tezat.
Gerçekten çok acı bir durum: Ressamın dalavereci, şairin sahtekâr, bestekârın hileci, tiyatrocunun zimmetçi... Hasılıkelam, sanatçının dolandırıcı olması.
Elfida ile Haluk Levent’i yan yana koyunca; insan ister istemez, Beyzanur’un Elfida’ya dönüşme sürecinin müzikal kariyerde bir sıçrama taşı olarak kullanılıp kullanılmadığını düşünmekten kendini alamıyor.