PKK lider eksenli bir örgüt iken, diğer Kürdî sol örgütler grup merkezli idiler. Bahsettiğimiz diğer örgütler daha çok dergi veya yayınevi isimleriyle anılıyorken, PKK'ya Abdullah Öcalan'dan dolayı "Apocu" dendi.

Abdullah Öcalan, aslında dindar bir yapıya sahipti. Diyarbakır'da memur iken Kürtçülük ile ilgilenmeye başladı. Sonra tayinini İstanbul'a istedi ve burada İstanbul Hukuk Fakültesine kaydoldu. Süreç içerisinde İstanbul DDKO ile tanıştı ve müdavimlerinden oldu. İstanbul'dayken Musa Anter ve Hikmet Kıvılcımlı ile tanıştı ve onların Kürtçülük ile ilgili fikirlerinden etkilendi.

1971-1972 ders yılında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesine geçti. Burada 68 kuşağı ile eğitim almaya başladı. Özellikle Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'a yakınlık hissetti. Daha çok Mahir Çayan'a hayran oldu, çünkü Mahir Çayan Kürt sorunu ile ilgiliydi.

Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere'de öldürülünce, Nisan 1972'de düzenlenen mitinge katıldı. Mitingde bildiri dağıttığından gözaltına alındı, ama tuhaf bir şekilde serbest bırakıldı.

Öcalan'a göre Kürdistan diye bir coğrafya mevcuttu ve burası sömürge idi; dört ülkenin işgali altındaydı. Dolayısıyla bağımsız birleşik Kürdistan'ın kurulması esastı. Bunun için silahlı savunma yapmak, şiddete sarılmaktan başka çare yoktu (Abdullah Öcalan, Kürdistan Yurt Severliği ve Ulusal Kurtuluş Cephesi, Zagros Yay., İstanbul 1993, s. 267).

Bu çerçevede Abdullah Öcalan, aralarında Cemil Bayık'ın da bulunduğu birkaç kişi ile Ankara Çubuk Barajı'nda PKK'yı kurmak için 21 Mart 1973’te bir toplantı yaptı. PKK'lılar bu toplantıyı örgütün temellerinin atıldığı toplantı diye görürler. Burada örgütü kuracak öncü kadro şekillendi; bunlar arasında Cemil Bayık, Kemal Pir, Kesire Yıldırım, Haki Karer, Şahin Dönmez, Duran Kalkan ve Ali Haydar Kaytan vardı.

Öcalan bu yoldaki ikinci adımını 1974 yılında Ankara'nın Tuzluçayır semtinde attı ve burada ikinci toplantısını yaptı. Tuzluçayır'da özgür Kürdistan'ın kurulması için örgütün kurulma çalışmalarının hızlandırılmasına karar verildi.

Sonra Ankara Dikmen'de iki toplantı gerçekleştirildi ve bu toplantılarda var olan oluşumun örgütleşmesi yönünde son rötuşlar yapıldı. Bu toplantılara PKK diye ortaya çıkacak örgütün çekirdek kadrosu katıldı: Abdullah Öcalan, Şahin Dönmez, Kesire Yıldırım, Ali Haydar Kaytan, Mustafa Karasu, Cemil Bayık, Musa Erdoğan, Turgut Çetin Eren, İsmet Kılıç, Hasan Asker Gürgöze, Musa Dereli, İsmail Güngör, Kamer Özkan, Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Aygün, Haki Karer, Resul Altınok, Baki Karer.

Bu arada örgüt, diğer sol örgütlerle ihtilaflar yaşadı. Bu ihtilaflar neticesinde Haki Karer öldürüldü. Karer'in Sterka Sor isimli örgüt tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Tabii bu suikast ardında birçok soru işareti bıraktı. Çünkü örgüt elemanları Kürt bölgesinde çalışmakta oldukları halde Abdullah Öcalan Ankara'da kalmaktaydı. Bu durum Haki Karer'i ve Gaziantep'te bulunan PKK'lıları öfkelendirmekteydi. Onun için toplanıp Öcalan'a Kürdistan'a gelmesi ve bazı ajanları etrafından uzaklaştırması gibi bazı isteklerini not olarak Öcalan'a gönderdiler.

Bu olaydan bir süre sonra Haki Karer bir randevuya giderken öldürüldü. Sterka Sor suçlandı ama Gaziantep'teki birçok eleman bu olay üzerine örgütten uzaklaştı. Onlara göre Öcalan suçluydu; çünkü PKK ilk kurşunu kendi içinde aykırı görüş bildiren biri olan Haki Karer'e sıkmış ve bu durum örgütün genetiğine girmiştir. Çünkü bunun sonu gelmemiş ve her seferinde PKK kendi elemanlarından bazılarını ajan diyerek öldürmeye devam etmiştir.