Bir toplumun, bir neslin nereye doğru gittiğini, nasıl bir dünya görüşü benimsediğini, hangi medeniyete özendiğini öğrenmek için o toplumun izlediği, okuduğu şeylere bakmak kişiye önemli bir fikir verebilir. Çünkü değişim kültürle başlar. Hangi kültürü okursan, hangi kültürle haşir neşir olursan o kültürün adamı olursun.
Ne yazık ki bugün okuyan gençliğimizin başucu kitapları Batı Klasikleridir. Gençlerimiz Batı Klasikleriyle oturup kalkmakta, hep onlardan örnek vermekte, kitaplıklarını Batılı edebiyatçıların, romancıların, yazarların kitaplarıyla doldurmaktalar.
Kuşkusuz bunda eğitimcilerimizin, velilerimizin, yetkililerimizin, hatta kitapçılarımızın payı çok büyük. Dindar kitapçılarımızın rafları Batı Klasikleriyle dolup taşıyor. Kitap raflarının en göze çarpanları, en gözde vitrinler Batı Klasikleriyle dolu. Eğitimcilerimiz, anne babalarımız, yetkililerimiz gençlere sürekli Batı Klasiklerini tavsiye ediyorlar.
Hâlbuki bizim de klasiklerimiz var! Bizim medeniyetimizin de klasikleri var. Her biri asırlardır eskimeyen, dünya edebiyatına ilham kaynağı olmuş, edebi ve sanatsal değerleri ölçülmeyecek derecede yüksek, sadece üslup açısından değil, içerik olarak da hayran bıraktıran edebi şaheserlerimiz var. Bizim olan, bizden olan, değerlerimizin sözcüleri konumunda bulunan, medeniyetimizi dünyaya tanıtmış ve dünyanın büyük edebiyatçılarını hayran bıraktırmış klasiklerimiz var.
Gençlerimiz neden bizden, dinimizden, medeniyetimizden, inanç değerlerimizden uzaklaşıyor diyen bizler, gençlerimizi bu hazinelerimizle tanıştırmasak, gençlerimiz bu klasiklerle beslenmese böyle sitemlerde bulunma hakkımız var mı?
Dindar, mütedeyyin olmakla övünen biz aydınlar, yazarlar, eğitimciler, anne babalar, yetkililer; çocuklarımıza, gençlerimize Tolstoy’u, Dostoyevski’yi, Gorki’yi, Balzac’ı, Turgenyev’i, Zola’yı, Hemingway’ı, London’u ve diğerlerini tanıttığımız kadar Mevlana’yı, Sadi Şirazi’yi, Feridüddin Attar’ı, Molla Cami’i, Ahmede Xane’yi, Şeyh Galip’i, Şebüsteri’yi, İbn-i Rüşt’ü, Fuzuli’yi, Nizami’yi, Firdevsi’yi ve diğer büyük şairlerimizi, edebiyatçılarımızı, düşünce adamlarımızı tanıttık mı?
Evet, soruyorum; Sefiller’i, Suç ve Ceza’yı, Savaş ve Barış’ı, Ana’yı, Diriliş’i, Beyaz Diş’i, Beyaz Gemi’yi, Gün Olur Asra Bedel’i övdüğümüz kadar, ballandıra ballandıra anlattığımız kadar çocuklarımıza, gençlerimize Bostan ve Gülistan’ı, Baharistan’ı, Gülşen-i Raz’ı, Mesnevi’yi, Mantık Al Tayr’ı, Esrarname’yi, Leyla ile Mecnu’nu, Ermişler Bahçesi’ni, Mem’u Zin’i, Şehname’yi ve diğerlerini anlattık mı, tanıttık mı?
Çocuklarımıza, gençlerimize ne verdik ki ne istiyoruz? Elma ağacında limon yetişir mi? Koyun kuzu doğurur, oğlak değil. Dağa, vadiye hangi sözlerle seslenirsen aynı sözlerin yankısı sana döner, başkası değil…
Medeniyetimizin arzu ettiği bir gençlik yetiştirmek, bir nesil inşa etmek istiyorsak; gençlerimize, çocuklarımıza medeniyetimizin klasiklerini, edebi eserlerini, romanlarını, öykülerini, şiirlerini okutmalıyız. Batı Klasikleriyle büyüyen bir nesil İslam’ın, İslam Medeniyetinin nesli olamaz. Hangi kültürden beslenmişse o kültürün adamı, taraftarı olur.