Ümmet Filistin’i yalnız bıraktı! Gazze’yi, HAMAS’ı yalnız bıraktı… Lübnan’ı, Hizbullah’ı yalnız bıraktı. İran İslam Cumhuriyeti’ni yalnız bıraktı…

İslam Dünyası, zamanın en büyük İslam düşmanlarına, asrın şeytani güçlerine, Firavun ve Nemrutlarına karşı kahramanca savaşan, direnen yiğit Müslüman kardeşlerini desteksiz ve sahipsiz bıraktı.

Ne yazık ki İslam Dünyasının tepkisiz, duyarsız, ilgisiz ülkelerinin içinde Türkiye de var.

Türkiye’deki siyasilerin, kanaat önderlerinin, aydınların, âlimlerin çoğu zamanın Ebu Cehillerine karşı savaşan kardeşlerinden yüz çevirmiş durumda. Dindarlarımızın ekseriyeti, İmam Hüseyin’in mübarek kanı daha paçalarından kurumadan sineğin kanının elbiseyi necis edip etmediği tartışmasını yapan Irak halkı misali nafilelerin kazandıracağı büyük sevapları düşünüp oyalanmakla meşgul…

Cihat bayrağını dalgalandıran kardeşlerimize sahip çıkma konusunda Hıristiyan İspanya kadar bile olamadık.

İspanya Hıristiyan bir Avrupa ve NATO ülkesi… Yani Müslümanlarla uzaktan yakından bir akrabalığı yok… Ne dini bir akrabalığı var ne coğrafi ne de kavmi… 2018 yılından beri iktidarda Sosyalist bir parti var. Sosyalist bir başbakan ülkeyi yönetiyor; Pedro Sanchez…

İşte bu İspanya, Gazze soykırımı karşısında İsrail ve Amerika’ya karşı net bir tavır aldı. İsrail ile daha önce yapılmış 700 milyar avroluk anlaşmayı feshetti. İsrail rejimini terörist ve soykırımcı ilan etti. Her platformda Filistin’i savundu, Filistin halkının yanında yer aldı. Sumud Filolarını organize eden ülkelerin başında geldi.

Yine Amerika’nın tüm tehditlerini göğüsleyerek ve Amerika’nın yaptırımlarını sineye çekerek hava sahasını İran’a yönelik saldırılara kapattı. İş o dereceye geldi ki NATO’dan atılma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Avrupa ve Amerika tarafından dışlandı.

Hâlbuki İspanya Avrupa’nın en zengin ve müreffeh ülkelerinin başında gelen çok zengin bir ülke… Halkı zenginlik içinde yaşıyor. Refahını kaybetme riski pahasına mazlumların yanında durdu.

Türkiye ise halkı Müslüman bir ülke… İktidarda dindar geçmişleri olan insanlar var. Hem dini hem coğrafik hem de kavmi olarak Filistin ve İran halkıyla bağlarımız var. Filistin ve İran halkıyla aynı dinin mensuplarıyız. Aynı medeniyetin evlatlarıyız. Yüz yıl öncesine kadar Filistin’i bizim dedelerimiz yönetiyordu. İlk kıblemiz ve dinimizin üçüncü kutsal kenti Filistin’de…

İran ile yakınlığımız ise iki akraba aile gibi… Asırlardır komşuyuz… İran halkının yarısı Türklerden ve Kürtlerden oluşuyor.

Lübnan ile aramızda ise birkaç deniz mili var… Denizden komşuyuz yani…

Ama Hıristiyan, Sosyalist İspanya kadar onurlu bir tutum sergileyemedik. Gazze ve Filistin’de yüzbinlerce kardeşimizi katledip yaralayan Siyonist rejime karşı tepkimiz kuru birkaç kınamadan öteye gitmedi. İsrail ile siyasi, ticari ve belki de askeri ilişkimiz kesintisiz sürdü. Hatta birçok politikamızla İsrail’in yayılmacı emellerine hizmet ettik. Direnen kardeşlerimizi azarladık, “ ekmeğinizi de biz veriyoruz, size mi kalmış İsrail’e kafa tutmak” demekten bile çekinmedik. HAMAS ve direniş güçlerini silahlarını bırakmaları için baskı altına aldık. Siyonist firmalara tepki gösteren duyarlı insanlarımızı tutuklamaya kadar vardırdık işi…

Amerika’nın İran’a saldırısı karşısında ya derin bir sessizliğe gömüldük ya da her iki tarafı sağduyuya çağırdık. Saldırgan emperyalisti ile saldırıya uğrayan kardeşimizi çoğu sefer aynı kategoriye koyduk. Komşumuzu vahşice vuran barbar Amerika’nın başkanını komşumuzun en acı gününde bağrımıza basıp övgülere boğduk. Hatta hızımızı alamayıp İran’ı İsrail ve Amerika’ya karşı direndiği için çılgınlıkla suçlayıp teslim olmaya çağırdık…

Siyonist barbarların Lübnan’daki saldırı ve cinayetleri ise gündemimize gelecek kadar bile önem görmedi.

Ne diyeyim… Söylenecek o kadar çok şey var ki… İspanya kadar bile olamadık… Kardeşlerimizi vahşi düşman karşısında yapayalnız bıraktık… Bu utanç bize yeter de artar bile…