Tamam, kabul, DEDAŞ bir hayır kurumu veya yardım kuruluşu değil. Ama insanlık öldü mü? Her şey para mı? Vicdani değerler, insani değerler o kadar önemsiz mi? Acıma, merhamet tatile mi çıktı?
Biliyorsunuz İLKHA'ya bir haber düştü. Gazetemiz de kullandı bu haberi. Batman'da savaştan kaçıp ülkemize sığınmış, 5 çocuklu, babaları borçlarından ötürü kaçmış, mazlum, çaresiz bir aile 15 gündür karanlıkta yaşıyor. Bu yazın sıcağında elektrikten mahrum yaşıyorlar. Modern bir şehrin göbeğinde ilkel bir hayat yaşamak zorunda kalıyorlar. Nedeni şu; faturalarını ödeyemedikleri için elektrikleri kesilmiş.
Tamam, DEDAŞ'ın bunu talep etme hakkı var. Peki, bu ailenin durumunu araştırmak da gerekmiyor mu? Dediğim gibi her şey kazanç mı? Para mı? DEDAŞ'a milyonlarca lira borcu olan kurumlar, şirketler var. Ama DEDAŞ elektriklerini kesmiyor. Neden aynı anlayış yoksullara gösterilmiyor? DEDAŞ bu konuda daha duyarlı davranmalı. Çözüm odaklı çalışmalı, yol göstermeli? Hakkını talep ederken borçlunun durumunu da araştırmalı, büyük mağduriyetlere, acılara, sıkıntılara yol açacak uygulamalardan kaçınmalı.
Aynı hassasiyeti diğer kurumlar da göstermeli… Herkes üzerine düşeni yapmalı… Bir şehirde bir taraftan milyonluk otomobiller caddelerde vızır vızır dolaşırken aynı şehirde çocuklar çöplüklerde ekmek kırıntılarını toplamaya çalışıyor, aileler yazın ortasında karanlıkta yaşamak zorunda kalıyorlarsa ve feryatları duyulmuyorsa bir sorun var demektir. Ahlaki ve insani bir sorun…
Bizi biz yapan para pul değildir, insani ve ahlaki değerlerdir. Merhamet ve acıma duygularıdır. Şirketler, firmalar insana birer tüketim aracı, para kazanma kapısı gözüyle bakmayı bırakmalıdır. Kasalarını parayla doldururken çaresiz, muhtaç insanların acılarına duyarsız kalırlarsa eğer o paradan hayır görmeyeceklerini bilmelidirler.
Valilik, Sosyal Yardımlaşma, diğer kurumlar, yardım kuruluşları, iş adamları, esnaf, herkes ele ele vermeli, Batman’ımızı daha huzurlu ve mutlu bir kent haline getirmek için çalışmalı, gayret göstermeli. Bunun yolu da o kentteki mazlum insanların, yoksulların, çaresizlerin dertlerine derman olmak, onlara yardım eli uzatmak, hayatlarını yaşanabilir yapmaya çalışmaktan geçer.
Bir kentte bir taraftan eğlence yerlerinde, parklarda, lüks lokantalarda, kafelerde keyif çatanlar varken diğer tarafta karanlıkta yaşamaya mahkûm aileler varsa, yılda bir kilo ete muhtaç insanlar varsa, çocuklar yılda bir defa bir muzu ellerine alıp yiyemiyorlarsa o kentte sosyal adaletten, toplumsal barıştan söz etmek mümkün olmayacaktır.
Yoksulluk kendisiyle birlikte suçu getirir, hırsızlığı, uyuşturucuyu getirir, huzursuzluğu, nefreti getirir. Yetkililer, kurumlar sadece zenginlerin değil, yoksulların da hayatını yaşanır kılmaya çalışmalıdır…