En az bir asırdır İslam dünyasındaki, özellikle Ortadoğu’daki petrolü ve diğer zenginlikleri sömüren Batı dünyası, İran İslam Cumhuriyetinin büyük direnişi ve karşı duruşu sonrası bu imtiyazını kaybetme korkusu yaşıyor. Osmanlının yıkılışından sonra önce İngiltere, ikinci dünya savaşından sonra da Amerika İslam dünyasının petrolüne, enerji kaynaklarına, zenginliklerine dadandı. Dünyanın en zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları üzerinde yaşayan Müslüman halklar yoksulluk içinde yaşarken, çeşitli bahanelerle bu toprakları işgal eden ve bu topraklarda hüküm süren sözde yerli yönetimleri satın alan Amerika ve Batı dünyası bu kaynakları ele geçirip zenginlik ve sefa içinde yaşıyor.

Bu sömürü ve talana dur diyen, bağımsızlık ve özgürlükten başka hiçbir anlaşmaya ve girişime prim vermeyen tek ülke İran İslam Cumhuriyeti ve desteklediği direniş cephesi… İran, ümmetin bağımsızlık ve özgürlük savaşımını üstlenmiş durumda… Bazı örgüt ve hareketlerin dışında ona destek veren ülke yok gibi… İslam Dünyasının hükümetleri bu sömürü ve talan çarkına bir şekilde boyun eğmişler ve hatta bazıları bu çarkın dişlilerinden olmayı kabullenmişler.

İran İslam Cumhuriyeti, Amerika için, Siyonistler için, Batı dünyası için bir çıbanbaşı, sömürü çarklarına, bir asırdır büyük emekler harcayarak oturttukları emperyalist düzene çomak sokan tehlikeli bir düşman… Uyuyanları uyandıran, ezilmişleri ülkelerine ve zenginliklerine sahip çıkmaya çağıran, boyun eğmeye yanaşmayan, ortalığı karıştıran bir anarşist…

Tüm güçleriyle saldırıyorlar… En modern teknolojileri, en gelişmiş silahları kullanarak, hiçbir kural tanımadan saldırıyorlar… İslam dünyasındaki boyun eğmiş, teslim olmuş, iktidar sevdasını ülkelerinin özgürlük ve bağımsızlığına, halklarının kurtuluş ve refahına tercih eden yönetimlerin sessizliği ve desteğiyle alçakça saldırıyorlar.

Ama İran İslam Cumhuriyeti pes etmiyor, bu hayâsız saldırıları kahramanca göğüsleyip onların heveslerini kursaklarında bırakıyor. Sömürü ve talanlarının can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazını tüm vahşi saldırılarına rağmen ele geçiremiyorlar. Sömürülerinin diğer bir geçiş noktası olan ve Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan Babülmendep Boğazı da, yiğit Ensarullah savaşçıları yüzünden tehdit altında. İran ve Direniş Cephesi, Amerika ve Batı Dünyasının sömürü dişlilerini kırmak üzere ve bu destansı direniş karşısında çaresizler.

O yüzden başka yollar arıyorlar. Sömürülerini sürdürebilmek için, İslam Dünyasının petrolünü, enerji kaynaklarını ve zenginliklerini başkentlerine bedava akıtabilmek için yeni yollar, yeni güzergâhlar peşinde koşuyorlar. İşgal ve sömürülerinin kıskacında olan Irak ve Suriye topraklarını, komşu ülke yönetimlerinin de yardımıyla bu yeni güzergâhlar için kullanmak istiyorlar.

ABD'nin sözde Irak ve Suriye Özel Temsilcisi, çocuk kanı içen, vampir, Epstein sapığı Tom Barrack’ın Irak, Suriye, Türkiye ve Körfez'i birbirine bağlayacak yeni enerji koridorunun Hürmüz Boğazı'na alternatif oluşturacağını açıklamasını bir de bu açıdan değerlendirelim. Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar ve diğer körfez ülkelerinden de destek alarak Irak, Suriye ve Körfez petrolünü daha güvenli bir güzergâh üzerinden taşıyacaklarmış.

Ama boşuna kürek çekiyorlar. Aksa Tufanı ile başlayan ve İran İslam Cumhuriyetinin direnişiyle tüm Ortadoğu’ya yayılan direniş kültürü uyuyan devi uyandırmaya başlamıştır. İslam ümmeti asırlar süren bu derin gaflet uykusundan uyanıyor artık. Gelecek, Amerika’nın, Siyonist rejimin ve onların satılmış dostlarının değil, direnişin olacaktır. Yeniden dirilen İslam ümmetinin olacaktır. Tarihin yanlış tarafında duranlar sadece Ahirette yüce Allah’ın gazap ateşiyle yanmayacaklar, bu dünyada da yenilgiye ve zillete mahkûm olacaklardır.