Okullar açılıyor. Okul çantaları hazırlanıyor, kitaplar alınıyor, kırtasiye alışverişleri yapılıyor. Anne babalar çocuklarının iyi bir eğitim alması için bütün imkânlarını seferber ediyor.

Fakat bazı babalar kızlarını okula gönderirken hiç de huzurlu değil. Çünkü baba biliyor ki kızını okul binasından çok onu; arkadaş gruplarının, sosyal medyanın, internet kültürünün, akran baskısının, erken yaşta başlayan karşı cins ilişkilerinin ve giderek normalleştirilen birtakım kötü alışkanlıkların içine gönderiyor.

Sabahın erken saatlerinde okula giden 10-14 yaş grubundaki kız çocuklarının ellerinde sigara görmek artık kimseyi eskisi kadar şaşırtmıyor.

Kızlı erkekli gruplar, yaşlarının kaldırabileceğinden çok daha ileri konuşmalarla ve mahremiyet sınırlarını zorlayan ilişkilerle okula gidiyor ve bu kimseyi rahatsız etmiyor.

TV dizilerinin etkisiyle “sevgili” edinme alışkanlığının ilkokullara kadar inmesi normal kabul ediliyor.

Ve bütün bunların karşısında yetişkinler; “Gençlikte olur bunlar” diyerek geçiştiriyor.

Hayır! Her gördüğümüz yanlışı “gençliktir” diyerek meşrulaştıramayız. Gençlik, ahlaksızlığın mazereti değildir.

Çocuklarımızın yaptığı her yanlışın arkasına “çağ değişti” bahanesini koyarsak, bir süre sonra elimizde savunacak hiçbir değer kalmayacaktır.

Bugün mahremiyet duygusunun ortadan kalkmasına “özgürlük” dersek, yarın aile kavramının aşınmasına da aynı isim verilir.

Bugün kız ve erkek çocukları arasındaki sınırların tamamen ortadan kalkmasını “modernleşme” diye hoş karşılarsak, yarın çocuklarımızın karşılaşacağı sonuçlar karşısında şaşırmaya hakkımız kalmaz.

Ahlak, bir anda yıkılan bir mefhum değildir. Önce küçük tavizlerle başlar. Sonra o tavizler alışkanlığa dönüşür. Alışkanlıklar normalleşir. Normalleşen şeyler savunulmaya başlanır. En sonunda da dün utanarak yaptığımız şeyi bugün özgürlük diye savunur hâle geliriz.

İşte ahlakı yıkıma götüren süreç böyle işler. Günümüz gençliği de maalesef böyle bir döngünün içine düşmüş durumda.

Okulun görevi matematik öğretmek, sınavlara hazırlamak ya da sadece diploma vermekle sınırlı değildir. Çünkü eğitim, insan yetiştirme işidir. İnsan yetiştirmek ise zihni bilgiyle doldurmanın ötesinde; karakter kazandırmak, edep öğretmek, sorumluluk duygusu vermek, mahremiyet bilinci kazandırmak, iradeyi güçlendirmek ve en önemlisi de imanlı, ahlaklı bir nesil yetiştirmektir.

Çocuklarımızı bilgiyle doldururken maalesef karakter bakımından yeterince beslemiyoruz. Bir öğrencinin binlerce kelime İngilizce bilmesi, matematikten yüksek not alması, bilgisayarda mahir olması onun yetiştiği anlamına gelmiyor. Eğer bu öğrenci kulluk bilincinden yoksunsa, mahremiyetin ne olduğundan habersizse, güzel ahlaktan uzaksa, yanlışla doğru arasındaki çizgiyi kaybetmişse, bu çocuk eğitilmiş sayılmaz.

Burada ailelere, okula ve devlete düşen görevler vardır:

Ebeveynler, çocuğunu okula gönderip bütün sorumluluğu öğretmene bırakamaz.

Aynı şekilde okul da aileye: “Çocuğunuzun ahlakı beni ilgilendirmez, ben dersimi anlatırım” diyemez.

Devlet ise çocukların eğitiminde sadece akademik başarı tablolarına bakamaz.

Bir ülkenin eğitim bakanlığı, sınav sonuçları kadar çocuklarımızın neden bu kadar erken sigara, alkol ve hatta madde kullanımı gibi kötü alışkanlıklara başladığını;

–İlkokul, ortaokul yaşındaki çocukların neden yetişkinlerin dünyasına bu kadar hızlı çekildiğini;

–Mahremiyet duygusunun neden zayıfladığını;

–Çocuklarımızın okuldan çok neden sosyal medyadan etkilendiğini;

–TV’lerde yayınlanan okul dizilerindeki uygunsuz ilişkilerin teşvik edici etkisine yönelik neden yaptırım uygulanmadığını sorgulamalı ve tedbir almalıdır.

Kimse çocuğunun eve kapatılıp eğitimsiz kalmasından yana değil. Bilakis, kızlarımızın daha iyi eğitim almasını, daha donanımlı olmasını istiyoruz.

Ancak donanımlı olmak ile sınırsız olmak, özgürlük ile başıboşluk, modernlik ile ahlaki çözülme aynı şey değildir.

Biz çocuklarımıza özgürlüğü öğretirken sorumluluğu, haklarını öğretirken sınırları, bilgiyi öğretirken hikmeti, başarıyı öğretirken ahlakı da öğretmek zorundayız.

Çocuklarımıza şahsiyet kazandırmak, iyi bir meslek kazandırmaktan daha önemlidir.