Müslümanların
inancı zayıflayınca emperyalist güçler onlara musallat oldular. Bu inanç
zaafından faydalanarak onları karamsarlığa düşürdüler, ümitsizlik aşıladılar.
Ümitsizliğe düşen Müslümanlar korkuya kapıldı, direnmeyi bıraktı,
emperyalistlere boyun eğdi. Böylece hem izzetlerini hem de özgürlüklerini
kaybettiler.
Halbuki
Allah’a inanan, güvenen, ahiret bilincine sahip, gayb alemiyle irtibatlı bir
millet asla korkuya kapılmaz! Allah’a dayanır, Ona güvenir, o yüce yaratıcının
kalplerine bahşettiği ümitle geleceğe umutla bakar, karamsarlık nedir bilmez,
korku nedir bilmez. Geleceğe ümitle bakan bir milleti ise hiçbir güç yenemez,
ona boyun eğdirip teslim alamaz.
İslam
Devriminin Lideri İmam Humeyni, “Ne sayınızın az olmasından korkun ne de
yenilmekten! Eğer yapılan iş Allah için olursa, yenilmek diye bir şey
yoktur." Diyor. Evet, Allah için mücadele eden bir topluluk, bir millet,
bir hareket için yenilgi nasıl söz konusu olabilir? Ebedi bir hayata, sonsuz
bir cennet hayatına iman eden bir insan hiç ölümden, yenilgiden korkar mı?
Ümitsizliğe düşer mi?
Emperyalist
güçler bunu bildikleri için ilk önce İslam kültürüne, İslami yaşam tarzına
savaş açmışlar, İslam ümmetini İslam’dan koparmaya çalışmışlardır. Bunu
başardıkları yerlerde halkları, hükümetleri çok çabuk bir şekilde ümitsizliğe
düşürmüşler, onları kolaylıkla teslim almışlar, bağımsızlık ve özgürlüklerini
yok edip her türlü zenginliklerini talan etmişlerdir.
İslam’dan
uzaklaşan, İslam ile arasına mesafe koyan İslam ülkelerinin lider kadroları
emperyalist güçler karşısında zayıflık duygusuna kapılmışlar, direnmeyi
bırakmışlar, çareyi cellatlarına teslim olmakta bulmuşlardır. Bugün İslam
ülkelerinin başındaki yönetimlerin çoğunun Amerika, İsrail ve diğer Batılı
devletlere boyun eğmelerinin nedeni budur. Bu ülke liderleri Amerika’nın,
İsrail’in, Fransa ve İngiltere’nin ve diğerlerinin kendilerine düşman
olduklarını, bağımsızlık ve özgürlüklerine göz diktiklerini, gelişip
güçlenmelerini istemediklerini, ülkelerinin zenginliklerini talan niyetinde
olduklarını bildikleri halde bu şeytani güçlerle her türlü ilişkiyi
geliştiriyor, onlara bağlılıklarını ilan ediyor, onlara teslim olup bağımlı
hale geliyorlar.
Yakın
tarih, İslam’dan uzak oldukları zaman büyük bir ümitsizlik içinde düşmanlarına
boyun eğen milletlerin İslam’a sarılıp Allah’a yöneldikten sonra büyük bir
dönüşüm yaşadıklarına, özgüvenlerini kazanan, ümit dolu bir topluma
dönüştüklerine ve hiçbir şeyden korkmadan düşmanlarıyla hesaplaşmaya
başladıklarına şahittir.
Buna en
güzel örneklerden biri Müslüman Filistin halkıdır. Osmanlının yıkılışından
sonra Filistin topraklarını işgal eden İngiltere’nin yardımıyla bu mukaddes topraklarda
Siyonist bir devlet kuruldu. Milliyetçi, sosyalist fikir akımlarının etkisi
altında bulunan Filistin halkı kısa süreli bir direnişin ardından ümitsizliğe
kapıldı. Filistin halkının liderliğini üstlenmiş FKÖ, El Fetih gibi sosyalist
hareketler Siyonist rejimle yaşadıkları çatışma sonucunda çok çabuk yılgınlığa
düştüler, Siyonist rejimle uzlaşma ve anlaşma yolunu seçtiler.
Ama İran’daki
İslam Devrimi, Afgan Cihadı ve diğer bazı ülkelerdeki İslami uyanışın etkisiyle
Filistin halkı İslam’a yönelip, İslami mücadeleyi başlatınca bu mazlum millet
büyük bir özgüvene sahip oldu. Geleceğe ümitle bakar oldu. Ve azlığına,
güçsüzlüğüne, imkanlarının yokluğuna bakmadan korkusuzca, kahramanca, dünyanın
tüm şer güçlerinin desteğindeki Siyonist çeteyle savaşa başladılar. Gelinen
noktayı hepimiz görüyoruz. Önce Gazze’yi özgürleşirdiler. Şimdi ise Batı Şeria
özgürlüğün şafağına doğru adım adım ilerliyor. Büyük Yahudi Devleti hayaliyle
yatıp kalkan Siyonist çete kahraman Filistin halkının füzelerinden kendi sözde
başkentini bile korumaktan aciz duruma geldi. Direniş bütün bir Filistin’i,
işgal altındaki bütün toprakları özgürlüğüne kavuşturmak ve işgalci çeteyi yok
etmek için büyük bir güven ve cesaretle mücadele ediyor, her gün yeni bir
zafere imza atıp düşmanı zelil bir şekilde geriletiyor.