Siyonist israil saldırılarına devam ediyor. Buna rağmen Gazze, ateşkes söylemlerinin gölgesinde giderek dünyanın gündeminden düşüyor. Ateşkes anlaşmasıyla birlikte birçok kişi rahat bir nefes aldı. Peki, bugün Gazze'de neler oluyor? Ateşkes maddeleri gerçekten uygulanıyor mu?

Siyonist israilin bugüne kadar imzaladığı anlaşmalarda hep aynı tablo yaşanmıştır. Önce bir anlaşma imzalanır, vicdan sahibi insanlar umutlanır, arabulucular diplomatik başarılarını ilan eder; ardından anlaşmanın hükümleri görmezden gelinerek saldırılar yeniden başlatılır. Hatta zaman zaman anlaşmanın imzalandığı gün dahi saldırılar gerçekleşir. Çünkü israil açısından ateşkes, kalıcı barış için değil, kendisini yeniden toparlamak amacıyla kullanılan bir süreçtir.

Siyonist israil açısından ateşkes; uluslararası baskıyı azaltan, ordusunu yeniden organize etmesini sağlayan, yeni askeri hedefleri için mühimmat temin etmesine imkân veren ve bir sonraki saldırıya hazırlık niteliği taşıyan taktiksel bir ara dönemden ibarettir.

Bugün Gazze'de yaşananlar da bunun somut bir örneğidir. HAMAS ile yapılan ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçilmesi beklenirken ve arabulucu ülkelerin taahhütleri ortadayken, mutabakatın hemen ardından siyonist israilin saldırıları yeniden başlamış ve her geçen gün artmıştır.

Bu durum, arabulucuların yıllardır yaptırım gücüne başvurmadığı ve İslam dünyasının sessizliğinin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Bunun en dramatik örneği ise Ağustos aynın başındaki dört günlük bilançodur. Dört gün içerisinde 34 Filistinli şehit edilmiş, 121 kişi yaralanmıştır. Hayatını kaybeden ve yaralananların büyük bölümünü çocuklar, kadınlar ve yaşlılar oluşturmaktadır. Aynı sürede, yani dört gün içerisinde 87 ateşkes ihlali gerçekleştirilmiştir.

Bütün bunlara rağmen yaşanan tabloya hâlâ "ateşkes" denilmektedir.

İhlaller yalnızca bombalarla sınırlı değildir. Açlık da savaşın en etkili silahlarından biri olarak kullanılmaktadır. Yapılan ateşkes anlaşmasında Gazze'nin günlük insani yardım ihtiyacının ortalama 700 tır olduğu belirtilmesine rağmen, bu miktar aylar boyunca dahi bölgeye ulaştırılamamıştır. Böylece Gazze halkı bilinçli bir şekilde açlığa mahkûm edilmekte, açlık yoluyla teslim alınmak istenmektedir. Açlık, sistematik biçimde askerî stratejinin bir parçası hâline getirilmiştir. Bombalarla teslim alınamayan bir halkın, açlıkla teslim alınması hedeflenmektedir.

Ateşkes anlaşmasının hiçbir maddesi tam anlamıyla uygulanmazken garantör ülkelerden de etkili bir tepki gelmemektedir. Çarşamba günü HAMAS tarafından yapılan yazılı açıklamada; garantör ülkelerden, israilin anlaşmaya bağlı kalması, saldırılarını durdurması ve anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi için “acil” ve “etkili” adımlar atılması talep edildi.

Fakat tüm garantör ülkelerin imzaladığı anlaşmalara rağmen siyonist israilin vazgeçmediği iki temel hedef vardır.

Birincisi, Gazze'yi yaşanamaz hâle getirmek; ikincisi ise Batı Şeria'yı yaşanabilir olmaktan çıkararak adım adım ilhak etmektir. Bir tarafta yıkım, aç bırakma ve zorla yerinden etme politikaları sürdürülürken, diğer tarafta gasp edilen yerleşim alanları genişletilmekte ve fiilî egemenlik tesis edilmektedir.

Aynı şekilde burada iki temel soru ortaya çıkmaktadır.

Birincisi, "siyonist israil ateşkesi neden ihlal ediyor?" sorusuyla artık vakit kaybetmenin bir anlamı kalmamıştır. Asıl sorulması gereken soru şudur: Uluslararası toplum, israilin bugüne kadar hiçbir anlaşmaya riayet etmediğini defalarca tecrübe etmiş olmasına rağmen neden etkili yaptırımlar uygulamamakta ve neden aynı diplomatik yöntemlerle farklı sonuçlar beklemektedir?

İkinci soru ise, Müslüman ülkelerin, ortak tehdit olarak gördükleri bu mesele karşısında neden güçlü bir dayanışma ve ittifak oluşturamadıkları cevap bekleyen önemli bir sorudur.

Artık her Müslüman ülkenin kendisine şu soruyu sorması gerekmektedir: "Biz bu meselenin neresindeyiz?"

Siyonist israil hiçbir anlaşmaya riayet etmezken ve her geçen gün saldırılarını artırırken, başta ülkemiz olmak üzere İslam dünyası nasıl bir stratejik adım atacaktır? Somut ve etkili hamleler ne zaman gelecektir? Yoksa bizler de uluslararası toplumun sıradan aktörleri gibi Gazze'de yaşananların zamanla normalleşmesini mi bekleyeceğiz?