Bismihi Teâlâ
Bir zamanlar okullarda mescit aramak,
çölde su aramaya benzerdi.
Varsa da gözlerden uzak olurdu.
Bodrum katlarında...
Karanlık koridorların sonunda...
Sanki görünmesi bile istenmezdi.
Mescide gidenler ise "Ya fişlenirsem?" endişesi taşırdı.
Uzun süre böyle bir iklimi yaşadık.
Sakın, "Bu manzara yabancı bir ülkede miydi?" diye sormayın.
Hayır...
Burası, halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'ydi.
İnsan bazen kendi gerçeğine yabancılaşabiliyor.
Kendi değerlerinden utanabiliyor.
Tarihini unutan, medeniyetini ihmal eden toplumlar,
sonunda kendine de yabancı oluyor.
Atalarımızın dediği gibi, "Kişi kendinden bilir işi."
Bugün ise tablo yavaş yavaş değişiyor.
Mescitler bodrum katlarından çıkıyor.
En azından hak ettiği yere doğru yol alıyor.
MEB’in ilgili yönetmeliği de okul mescitlerinin uygun şartlarda düzenlenmesini öngörüyor.
Bu da okul idarelerine önemli bir dayanak sağlıyor.
Geçenlerde İstanbul Valiliğinin yayımladığı genelge de bu bakımdan dikkat çekiciydi. Genelgede, okullardaki mescitlerin cuma namazı için elverişli hâle getirilmesi istendi.
Beklendiği gibi itiraz edenler de çıktı.
Yarası olan gocunur.
Henüz kimseye bir mecburiyet getirilmeden,
ortalığı velveleye verenler oldu.
Oysa mesele dayatma değil, imkân sunmaktır.
İsteyen kullanır, istemeyen kullanmaz.
Bunun neresinde ayrışma var?
Aynı tartışmayı başörtüsü konusunda da yaşamadık mı?
"Toplum bölünür." dediler.
"Okullarda huzur kalmaz." dediler.
Peki, öyle mi oldu?
Bugün aynı sınıfta başı açık öğrenci de var,
başörtülü öğrenci de.
Aynı sırayı paylaşıyorlar.
Aynı sınava giriyorlar.
Aynı hayalleri kuruyorlar.
Demek ki korkuların çoğu, gerçeğin değil, kalıp yargının ürünüymüş.
Çünkü birlikte yaşamanın temeli,
farklılıklara tahammül etmektir.
Herkes iradesinde hürdür.
Okullardaki mescitler de bu anlayışın bir parçasıdır.
Üstelik bunun sadece dinî değil, pratik bir yönü de vardır.
Öğrenciler okul dışına çıkmak zorunda kalmaz.
Güvenlik riski azalır. Zaman kaybı önlenir.
Okul disiplini de bundan olumlu etkilenir.
Öyleyse şu soruyu sormak gerekir:
Bir okulda kütüphane olmasına kim itiraz eder?
Spor salonuna kim karşı çıkar?
O hâlde mescitten kim rahatsız olur?
Atalarımız, "Doğru söz, dokuz köyden kovar." demiştir.
İnanç özgürlüğü, sadece konuşulan değil, yaşanabilen bir hak olduğunda anlam kazanır.
İstanbul Valiliğinin bu yöndeki adımını bu bakımdan önemli buluyorum.
Temennim, benzer uygulamaların bütün okullarda yaygınlaşmasıdır.
Kalın sağlıcakla