Dünyada küresel emperyalizm ve dünya siyonizminin egemenliğinde yüzyıldan fazladır bir zulüm düzeni kuruldu ve bu düzen işlemeye devam ediyor. Bu küresel zulüm düzeni kendi planlarına ve stratejilerine boyun eğmeyen devletlere, kurumlara, siyasi partilere ve liderlere kadar kim varsa kendi çizgisine çekmek, olmazsa oyun dışına itmek için akla hayale gelmeyen kumpaslar, oyun, hile, desise ve ihanet ne varsa her türlü şeytani planı devreye koyuyor. Baskıcı ve totaliter bu zulüm düzeni küresel bir faşizme dönüştü ve sömürmediği, işgal etmediği, katliam ve kaynaklarını talan etmediği coğrafya ve halk kalmadı.

Küresel faşizmin başını çeken büyük şeytan ABD ve yavrusu terör rejimi, hiçbir kural-kaide tanımadan, hiçbir kırmızıçizgileri olmadan her türlü hukuksuz ve insanlığın ortaya koyduğu bütün değerleri çiğneyerek ve kimseye aldırmadan, pervasızca tehdit ediyorlar ve saldırı, katliam ve işgallerle planlarını hayata geçiriyorlar. Dünya halklarına ve bu zulüm düzenine boyun eğmek istemeyen devletlere açıkça şunu söylüyorlar: “Ya istediğimiz çizgiye gelirsiniz ya da sonucuna katlanırsınız.” Bunu ya ambargolarla ekonomilerini çökerterek ya da işgal ve saldırılarla veya içerdeki aparatlarıyla darbeler dahil birçok yolla yapıyorlar.

Küresel emperyalizmin insan hakları, ifade özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları, inanç özgürlüğü gibi maskeleri kullanarak gizledikleri gerçek yüzleri, 6 Ekim Aksa Tufanı ve sonrasında yaşanan soykırım ve soykırıma sahip çıkma ile ortaya çıktı. Mazlum Gazze halkına İslam ve insanlık adına sahip çıkan ve soykırıma karşı sesini yükselten kim varsa hedefleri oldu ve olmaya devam ediyor. Adeta “küresel zulüm düzenine ve terör rejimine karşı sesini yükselten kim varsa yanacak” imajı veriyorlar. HAMAS liderleri, Hizbullah liderleri ve komutanları, İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırıları, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırmaları, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han ve Netanyahu’ya soykırım suçlusu kararı veren hakimlerin başına gelenler gibi… Şimdi de İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ve ülkesini cezalandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bu zulüm düzeni yanında bir de teknolojinin gelişmesi ve dijitalleşmenin yaygınlaşması, sosyal medya ve sanal ağların güç kazanması ile insanlık olarak yeni bir faşizm tehlikesi ile karşı karşıyayız: Dijital diktatörlük veya dijital faşizm. Bütün bu sanal ağlar, sosyal medya platformları ve yapay zekâ uygulamaları ve algoritmaları manipülasyon ve dezenformasyon ürettikleri için insanlık için büyük bir tehdit haline dönüştü.

Hal böyle olunca egemen güçlerin istemediği bir haber, yorum ve paylaşım olunca hemen engelleniyor, o hesaplar kapatılıyor ve en azından erişimi kısıtlanıyor. Kendi lehlerine olanları ise büyüttükçe büyütüyorlar. Böylelikle kitleleri bu uygulamalar sayesinde istedikleri gibi yönlendiriyor ve istediklerine inandırıyorlar.

Sosyal medya ve dijital platformlar marifetiyle ülkelerin seçimlerine müdahale ederek manipülasyonlarla seçimin sonucunu etkiliyorlar. Kendi destekledikleri adayları trol (sahte hesaplarla) sahte propaganda ile yüceltiyorlar, istemediklerini de aynı yöntemle itibar suikastı ile elimine ediyorlar.

Ülkemizde de bunu sık sık görüyoruz. Bir konuda halkın düşünce ve inancının tersine bir şekilde bu kirli yöntemlerle bir algı oluşturularak, sanki halkın tamamı öyle düşünüyor gibi karar vericileri etkiliyorlar ve maalesef istediklerini yaptırıyorlar.