Dünyada olduğu gibi ülkemizde de nüfus artış hızı zayıflıyor, yaşlı nüfus artıyor, evlilikler azalıyor, boşanmalar artıyor ve toplum yapısı gün geçtikçe erozyona uğruyor. Geleceğimiz açısından pek iç açıcı olmayan bu durumun önüne geçmek için gerekli tedbirler ivedilikle hayata geçirilmelidir.

Nüfusun yaşlanması, evliliklerin ve doğurganlığın azalması toplum olarak, devlet ve ümmet olarak gerçek bir beka sorunu olarak ele alınmalı ve bu durumun düzeltilmesi amacıyla çalışmalar yapılmalıdır.

İslam düşmanları, İslam toplumlarını ve devletlerini yıkmak veya etkisizleştirip sömürge haline getirmek amacıyla çeşitli projeler uyguladılar ve uygulamaya devam ediyorlar. Bunlardan biri de aile kurumunu yıpratmak, bireyselliği öne çıkarmak ve toplumun inanç ve değerlerini değersizleştirmektir. Bu amaca matuf olarak yozlaşma faaliyetleri ile yeni nesli ve gençleri kendi köklerinden koparıp, inanç ve değerlerine yabancı hale getirmeyi amaçladılar ve başardılar. Toplumun çekirdeğinin aile kurumu olduğunu bildiklerinden aileyi yıkarak veya itibarsızlaştırarak toplumu çökertme yoluna gittiler. Öyle ya; aile yapısı sağlam olmazsa, toplum yapısı sağlam olamaz. Aile yıkılırsa toplum yıkılır, toplum yıkılırsa devletler ve ümmet ayakta duramaz.

Aile kurumunu yıpratmak, nesilleri inanç ve değerlerimizden uzaklaştırmayı planlayan küresel emperyalistler ve dünya siyonizmi, diğer taraftan da İslam toplumlarında “dünyevileşme” projesini hayata geçirerek, adeta bir salgın hastalık gibi bu “manevi virüsü” aramızda yaydılar. Bireyselleşme, dünyevileşme, İslam inancı ve örfümüze yönelik küresel projeler ve saldırılar sonucu değerlerinden uzaklaştırılan toplum ve yeni nesil olarak nihayetinde “ucube” bir hale geldik. Toplumda her gün maalesef “Ne oluyor bize?” dedirten olaylar ve hikâyelerle karşılaşıyoruz.

Kendi inanç ve değerlerimizden uzaklaşma, bireyselleşme ve dünyevileşme hastalığı sonucu aile bağları ve toplumsal dayanışma ruhu kalmadı. Maddi menfaat ve çıkarcılık ön plana çıktı ve para maalesef her şey haline geldi. Toplumda manevi ve örfi değerlerimiz gittikçe törpülendi ve insanlar artık kendi öz kardeşine bile yardım etmez hale geldi. Toplumda artık düzen, çıkar ve menfaat üzerine kurulmaya başlandı ve menfaati olmayan kişilerle akraba bile olsa selam sabah kesildi. Maneviyatın ve sıla-i rahmin zayıflamasıyla aynı evde yaşayanların bile birbirlerine tahammülleri kalmadı.

Bu durumda bireysellik ve menfaat üzerine kurulu bir dünyevileşme sorunu sonucu aileler dağılmaya ve boşanmalar artmaya başladı. Yaşanan ekonomik sıkıntıların da etkisiyle evlilikler de azaldı ve evlilik yaşı yükselmeye başladı. Gençler bu ekonomik şartlar altında nasıl evlensin? Evlilikleri kolaylaştırmamız dinimizce emredilmesine rağmen, toplum olarak olabildiğince şartları ağırlaştırmamız sonucu gençler evlilikten kaçıyor. Evlenenler de çocuk sahibi olmak istemiyor. Bunlar hepsi haklı gerekçelerdir ancak mesele sadece maddiyattan ibaret değildir. Küresel emperyalizm fonlarıyla desteklenen sapkın ideolojilerin ve sapkın akımların kara propagandası ve yozlaşma faaliyetleri sonucu gençlerimiz sosyal medya ve TV dizileri etkisiyle İslam dışı “nikahsız birliktelik” adı altında zinaya yönlendiriliyor. Evlilik ve aile kurumu gereksiz ve yük olarak görülüyor. Kimi gençler de şartları ağırlaştırılan evlilikler nedeniyle bu sorumluluğu taşıyamayacağı vehmine kapılıyor. Kız olsun-erkek olsun bir kısım gençlerde hele etraflarında yanlış örnekler de varsa; evliliği “pranga” gibi görüyor ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına tahammül edemeyeceğini iddia ederek evlilikten kaçınıyor. “İstediğim her şeye sahibim, istediğimi yapıyorum niye evleneyim?” diyerek evliliği, yuva kurmayı ve çocuk sahibi olmayı gereksiz görüyor. Kimi ebeveynler de olaya maddi gözle bakarak, kızlarının ve oğullarının evlenmesini geciktirip iş ve kariyer yapmasını amaçlıyorlar.

Sonuç olarak: ömür defterini kapatmadan, hayatın sadece maddiyattan ibaret olmadığı bilinciyle inancımıza, örfümüze ve değerlerimize dönmeliyiz. İslam düşmanlarının yozlaşma projelerini ortadan kaldırıp bireyselleşme, dünyevileşme, çıkarcılık ve sıla-i rahmi terk gibi bizi insanlıktan ve İslam’dan uzaklaştıran tuzaklardan sıyrılıp özümüze dönmeliyiz. Bu bilinçle İslam toplumlarının daha da güçlenmesi ve İslam’ı bilen ve anlayan nesiller yetiştirmek amacıyla İslam’a uygun aileler kurulmasını sağlamalıyız.

Selam ve dua ile…