Büyük şeytan ABD ve yavrusu siyonist işgal rejiminin İran’a 28 Şubat’ta saldırısı ile başlayan savaşta, İran’ın etkili misilleme operasyonları sonucu saldırganlar 40 gün sonunda ateşkese razı oldular.

Uzun süre belirsizlik ve ateşkes hali sonrası Pakistan ve Katar’ın girişimleri sonucu 17 Haziran’da “İslamabad Mutabakat Zaptı” imzalandı. Ancak her fırsatta İran’ı tehdit eden ve sözlerine sadık kalmayan büyük şeytan ABD ve bunak başkanı Trump, 7 Temmuz günü Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nde İran ile ateşkesin bittiğini söyledi ve saldırı talimatı verdi.

2 haftalık bir süredir emperyalist ABD, İran’a hava saldırıları düzenliyor ve İran da bölge ülkelerindeki ABD askeri üslerine misilleme operasyonları düzenliyor. Bu arada kendi topraklarında katil ABD’ye üs veren ve oradan kalkan uçaklarla İran’ın vurulmasına zemin hazırlayan bölge ülkeleri, İran’a karşı diş bileyerek sert tepki gösteriyorlar. Sen düşman ABD askerlerine üs vereceksin, gelip senin komşuna saldırıp sivil-asker demeden katliam yapacaklar, sonra misilleme olunca ağlayacaksın yok öyle yağma!

İran’a karşı başarı elde edemeyen işgalci ABD ve siyonist terör rejimi büyük bir işgal ve saldırıya hazırlık yapıyorlar. Bir taraftan da omurgasız bölge ülkelerini İran’a karşı kışkırtıp İslam ülkeleri arasında iç savaş ya da “Mezhep savaşı” çıkarmaya çalışıyorlar. Bakalım bölge ülkeleri ABD ve terör rejimi çıkarlarını mı gözetecek? Yoksa kendi halkları başta olmak üzere ümmetin maslahatını mı gözetecek? Bu tercih ve atılacak adım büyük kırılmalara ve yeni başlangıçlara yol açabilir.

ABD ve terör rejiminin İran’a saldırısı sonrası olumlu ve mutedil bir politika izleyen Türkiye, NATO Zirvesi’nden sonra bu politikasından vazgeçmiş gibi görünüyor. Bu durum pek hayra alamet değil.

Hafta sonu İran’ın Ürdün’deki ABD askeri üssüne saldırısı sonucu ABD açıklamasına göre; 2 ABD askeri ölürken, 1 askerinin de kayıp olduğu belirtildi. Meğerse ABD askerleri ne kadar da değerliymiş! Ülkemizin haber kanalları ABD ve siyonist terör rejiminin Gazze başta olmak üzere, Lübnan, Batı Şeria ve İran’daki vahşi katliamlarını görmezden gelip İran’ı suçlayacak şekilde dil kullanmaya başladılar. Utanmazlarsa ağlama seansları düzenleyecekler. Vah ki ne vah! 2 ABD askeri ölmüş. Demek ki neymiş; 2 ABD askeri Gazze’de soykırıma uğrayan yüz binlerce Filistinli kardeşimizden, Lübnan’da ve İran’da öldürülen binlerce Müslümandan daha kıymetliymiş. Ne hallere düştük. TV’lere çıkan sözde uzman ve akademisyenler ağızbirliği etmişçesine ABD’yi temize çıkarmak adına İran’ı suçlayıp bölge ülkelerine neden misilleme yaptığını sorguluyorlar. Bölge ülkelerinin neden ABD ve işgal rejimine üs verdiğini ve yardım-yataklık yaptığını sorgulamıyorlar.

İran’ı suçlama yarışına giren bu zevat hızını alamayarak, İran’ın Irak ile 8 yıl savaştığını utanmadan söyleyebiliyorlar. Gerçeği bildikleri halde ABD ve israil terör örgütünü (İTÖ) ve işbirlikçi bölge ülkelerini temize çıkarmak adına İran’ı eleştiriyorlar. Oysa Şah döneminde 1975 Cezayir anlaşması ile İran-Irak arasındaki sınır sorunu çözülmesine rağmen, 1979 İslam İnkılabından sonra ABD’den emir alan Saddam Hüseyin, bu anlaşmayı tek taraflı ihlal ederek İran’a saldırdı. Bunu bildikleri halde İran’ı saldırgan göstermek amaçlı algı yapıyorlar.

İran, kendi topraklarını, halkını ve devletini koruyor. İran’a kusur arayacağınıza gasıp ve saldırgan olan işgalcilere, onlara destek olanlara ve akan Müslüman kanında parmağı ve dahli olanlara laf söyleyin biraz. Yoksa bunun hesabını ne mahşeri vicdana ne de ukba da veremezsiniz.

Dünya çocuk katili ve sapkın Trump’ın çelişkili açıklamalarına ve savaşa odaklanmışken Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Lübnan’da maalesef gözden kaçırılan bir soykırım ve vahşi katliam yaşanıyor. Dünya kamuoyu ilan edilen ateşkes aldatmacası ile teskin edildi ve kan dökülmeyeceği algısı oluşturuldu. Ancak 10 Ekim’de ilan edilen sözde ateşkese rağmen Gazze’de hiçbir şey değişmedi. Hafta sonu rakamlarına göre: İşgalciler 3 bin 795 ihlalde bulundu ve bu ihlallerde bin 168 Filistinli şehit olurken, 3 bin 734 yaralı oldu. Lübnan’da da maalesef durum farklı değil.

Coğrafyamızdaki bu vaziyet karşısında Müslümanlar olarak aramızdaki ihtilafları ve basit çıkar ve stratejileri bir kenara bırakıp, tek yumruk olarak ABD ile işgal rejiminin saldırganlığına son vermeliyiz. Aksi halde kaybedenlerden oluruz. Vesselam…