İslam’ın en büyük gücü, farklı renkleri aynı iman çatısı altında buluşturabilmesidir. Sünni, Şii ya da başka isimlerle anılan topluluklar, aslında aynı kelime-i tevhidin etrafında birleşen, aynı kıbleye yönelen, aynı Kur’an’a sarılan müminlerdir.

Bizi bir arada tutan bağ; ırk, coğrafya veya tarihsel aidiyet değil, Allah’a iman ve Peygamber Efendimizin sünnetine bağlılıktır. Ümmet bilinci; ayrışmayı değil kaynaşmayı, üstünlük iddiasını değil takvayı, tartışmayı değil merhameti büyütür. Müminler farklılıkları fitne sebebi değil rahmet vesilesi görerek Kur’an’ın çağrısında buluştuğunda kalpler yumuşar, saflar sıklaşır. Milliyetçiliğin dar sınırlarını aşan bu vahdet ruhu; adalet, kardeşlik ve dayanışmayı diriltir. Aynı kıbleye yönelen gönüller, aynı hakikatin etrafında birleştiğinde, ümmet yeniden umut, güven ve rahmetin sarsılmaz çatısı haline gelir.

Ne var ki bugün bu birlik ruhunu zedeleyen, tefrikayı körükleyen bir dilin yaygınlaştığını acı bir şekilde görüyoruz. Sakalı aklından uzun, cüppesi ufkundan geniş bazı kimselerin “ama” ile başlayan cümleleri; Müslümanların iyiliğini değil ayrışmasını, vahdetini değil tefrikasını besliyor. “Müslüman’ız ama…”, “Kardeşiz fakat…” diye kurulan her cümle, kalpler arasına ince bir çizgi çekiyor. Bu çizgi zamanla duvara dönüşüyor. Bilerek ya da bilmeyerek yapılan bu söylemler; ümmetin gücünü zayıflatıyor, düşmanlıkları büyütüyor, kardeşliği gölgeliyor. Oysa bir Müslüman’ın dili, birleştiren olmalı; ayıran değil. İman iddiasında bulunan herkes, mezhepçilik ve aşırı milliyetçilik hastalığından uzak durmalı; kardeşliğin ruhunu diri tutmalıdır. Çünkü mezhep, hakikati anlamaya çalışan yorumdur; iman ise ortak paydadır. Yorumu imanın önüne geçirmek, kardeşliği tartışmaya açmak demektir.

İslam tarihi bu konuda hem ibret hem de umut dolu örnekler sunar. İlk dönemlerde yaşanan siyasi ihtilaflar, Müslümanların kalplerini bölmemesi gerektiğini gösteren derslerle doludur. Büyük alimlerin birbirleriyle ihtilaf etmelerine rağmen birbirlerini tekfir etmemeleri, bugüne ışık tutan bir olgunluk örneğidir. Fıkıh imamları farklı görüşler ortaya koymuş, fakat hepsi birbirinin ilmine hürmet etmiştir. Aynı şehirlerde farklı mezheplerin medreseleri yan yana yükselmiş, aynı pazarlar paylaşılmış, aynı kıbleye yönelen omuzlar saf tutmuştur. Bu medeniyet, farklılıkların çatışma değil zenginlik kabul edilmesiyle doğmuştur. Ümmetin gücü, çeşitliliğin rahmet olarak görülmesinden kaynaklanmıştır.

Tarihin bir başka sayfasında ise tefrikanın acı sonuçları vardır. Cemel ve Sıffin sonrası derinleşen ayrılıklar, ümmetin enerjisini iç tartışmalara yöneltmiş; dış tehditler karşısında zayıflık doğurmuştur. Endülüs’te Müslüman emirliklerin birbirleriyle mücadele etmesi, ihtişamlı bir medeniyetin çözülüşünü hızlandırmıştır. Buna karşılık Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethederken farklı mezhepleri tek hedefte buluşturması, vahdetin nasıl diriltici bir güç olduğunu göstermiştir. Birlik olduğunda kapılar açılmış, ayrılık olduğunda kaleler düşmüştür. Tarih, bu hakikati defalarca haykırmaktadır.

Bugün de manzara çok farklı değildir. Coğrafyalarımızda acılar yaşanırken, bazı çevrelerin mezhep tartışmalarıyla ateşe odun taşıması büyük bir basiret eksikliğidir. Müslümanların enerjisini birbirine yönelten bu sert ve ayrıştırıcı dil; ilim değil, hamasettir. Kardeşliği zedeleyen her söz, ümmetin omuzlarına yeni bir yük bindirir. Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey; ayrışmayı büyüten sloganlar değil, ortak acılar etrafında kenetlenmiş bir ümmet şuurudur. Milliyetçiliğin dar kalıplarına sıkışan zihinler, ümmet ufkunu göremez; mezhepçilikle sertleşen kalpler, kardeşliğin sıcaklığını hissedemez.

Artık “ama”larla bölünen değil, “biz” diyerek birleşen bir dile ihtiyaç vardır. Müslümanlar; aynı Allah’a iman ettiklerini, aynı Peygamber’i sevdiklerini ve aynı kitaba sarıldıklarını hatırlamalıdır. Birlik rahmettir, tefrika zayıflıktır. Farklılıklarını zenginlik kabul ederek yürüyen bir ümmet, yeniden dirilişin kapısını aralayacaktır. Gelecek; ayrışmayı değil birleşmeyi, öfkeyi değil merhameti, tekfir etmeyi değil kucaklaşmayı büyütenlerin omuzlarında yükselecektir. Ümmetin kurtuluşu; etiketlerde değil, tevhid çatısı altında buluşan samimi kardeşlikte saklıdır.