Srebrenitsa’dan başlayıp Anadolu’ya ve oradan Habur’u aşıp Halil İbrahim Sınır Kapısı’nın önünde bekletilen ve engellenen bir konvoy…

Adanmışlar, gönüllüler ve mazlumdan yana yardım ümitli insanlardan oluşan bir konvoy…

Free Palestine Kara Konvoyu…

313 katılımcısıyla Bedir ashabını anlatan küçük ama yürekli ve kararlı bir topluluk…

Niyetleri ve hedefleri daha ötesiydi.

Irak ve Ürdün üzerinden Batı Şeria’ya ulaşmayı uman samimi bir yolculuk…

Batı Şeria yeni bir Gazze olmasın hedefli bir sivil inisiyatif…

Ama konvoyun daha ilk sınır kapısında, Irak Kürt Yönetimi Halil İbrahim Sınır Kapısı’nda Bağdat ve Ürdün hükümetlerinin baskısıyla bekletilmesi…

Girişlerine kesinlikle izin verilmeyeceği noktasında korku, teslimiyet ve menfaat yalakalığı…

Diplomatik girişimlerin tüm çabalara rağmen bir arpa boyu yol ilerletmemesi…

Konvoydaki gönüllü katılımcıların altı gün boyunca iki sınır arasındaki tampon bölgede, Habur Çayı köprüsü üzerinde 50 derecelere varan bir sıcaklıkta bekletilmesi ve mülteci kampına dönen bir yaşam…

Gösterdi ki Siyonist vahşet ve alçak israilin sınırları bildiğimizin ötesindeymiş…

İşgal edilen sadece Gazze, Kudüs, El Halil ve Batı Şeria’sıyla bir Filistin değilmiş…

Kudüs, Gazze ve Batı Şeria’ya ulaşmak isteyenlerin önüne yalnızca bir sınır kapısı çıkmıyor artık.

Bir havaalanı, bir kara yolu, bir liman, uluslararası sular…

Nerede Filistin için yola çıkılmışsa, orada başka bir engelle karşılaşılması dikkat çekiyor.

Sumud, March to Gaza ve Free Palestine konvoyları ve yaşananlar…

Filistin meselesinin artık yalnızca Filistin sınırları içerisinde değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.

2025 March to Gaza girişiminde Mısır’ın çok sayıda uluslararası aktivisti Kahire Havalimanı’nda alıkoyması, sorgulaması ve sınır dışı etmesi…

2026’da Tunus’tan yola çıkan Global Sumud Land konvoyunun 20’den fazla ülkeden gelen 230 katılımcısının Libya’da Sirte yakınlarında önünün kesilmesi, müzakere amacıyla gönderilen 10 sivil katılımcının gözaltına alınması…

Yine 2026…

Global Sumud Flotilla’nın deniz misyonunun, Gazze’ye ulaşmaya çalışırken önce Girit açıklarında uluslararası sularda, ardından Kıbrıs civarında müdahalelerle karşılaşması, sivil teknelerin durdurularak katılımcıların gözaltına alınması, bazı katılımcıların Siyonist askerlerin saldırısı, işkence ve kötü muamelesine maruz kalması…

Ve Free Palestine Konvoyu…

25 Temmuz-17 Ağustos 2026 tarihleri arası 23 günlük bir yolculuk…

Dünya tarihinin en çok yol aşan, yaklaşık 6 bin km, kara konvoyu…

Gittiği her yerde ilgiyle, sevgiyle ve aşkla karşılanan bir konvoy…

Misyonu hedeflediği gibi tamamlamasa da Gazze meselesini yeniden canlandıran bir irade, şuur ve girişim…

O hâlde soralım?

İşgal sadece Filistin’de mi?

Sadece yıkılan, yakılan Gazze mi?

Vahşice katledilenler Gazzeli mi?

Filistin’le dayanışmanın önüne çıkarılan uluslararası engeller, diplomatik şeytanlıklar, Müslüman ülke idarecilerinin Batı, ABD ve Siyonist severliği, mecburiyeti, korkusu veya kaptırdığı kuyruklar…

Adına ne derseniz deyin…

İşgalin siyasi ve hukuki etkilerinin sınırları aştığını ve israilin sınırlarını nüfuz olarak insani yardım konvoylarının engellendiği her yere ulaştırdığını gösteriyor.

Bir aktivist Gazze’ye gitmek için Kahire’ye geldiğinde gözaltına alınıyorsa…

Bir kara konvoyu Libya’da durduruluyorsa…

Bir insani yardım filosuna uluslararası sularda müdahale ediliyorsa…

Free Palestine Kara Konvoyu daha Türkiye’nin burnunun dibinde,

Habur Sınır Kapısı’nın 250 metre ötesinde

Durdurulup tampon bir bölgede tecrit ediliyor ve Müslüman bir ülkeye geçiş sorunlarıyla karşılaşıyorsa…

Gazze’ye yardım götürmek isteyen siviller neden bu kadar büyük bir güvenlik problemi olarak görülüyor?

Doktor, gazeteci, parlamenter, insan hakları savunucusu ve nice gönüllü sivil insanın içinde bulunduğu bu girişimlerin Filistin halkıyla buluşmak istemesi, onların yanında olduğunu gösterme refleksi neden bir sınır güvenliği, hatta hayat memat meselesine dönüşüyor?

Gazze’de açlık, ölüm, yıkım ve yerinden edilme en korkunç, iğrenç ve sürekli bir halde yaşanırken dünyanın dünya halklarından Müslim gayrimüslim insanların “Biz de buradayız” demesi neden engelleniyor?

Yolun farklı ülkelerde, uyduruk ve korkak gerekçeler ve farklı yöntemlerle kesilmesi?

O zaman mesele sadece “israil ile Filistin arasındaki bir çatışma” değildir.

Bugün Filistin meselesi yalnızca bir toprak meselesi değildir. Aynı zamanda insanlık, inanç, vicdan, hukuk ve uluslararası sistemin sınandığı bir meseledir.

Konvoylar durdurulabilir.

Gemiler çevrilebilir.

Aktivistler sınır dışı edilebilir.

Havaalanlarında saatlerce, tampon bölgede günlerce bekletilebilir.

Bütün bunlar Filistin meselesini, Siyonist işgali ve israil vahşetini değiştirmiyor.

israilin bir ahtapot gibi her tarafa dal budak saldığı ve Siyonist işgalin sınırları aşıp zihinleri ve yönetimleri de içine aldığı gerçeğini değiştirmiyor.

Konvoyların önüne çekilen her bariyer, akla şu soruyu da getiriyor:

Bir halkın yaşadığı zulmü dünyaya duyurmak neden suç gibi muamele görüyor?

Gazze, Batı Şeria ve fiili, siyasi, ekonomik ve Siyonist erk olarak diğer işgal edilmiş coğrafyalar sınırları duvarlarla çevrilebilir; fakat bu vahşet, bu iğrençlik, bu katliam ve bu acının dünyaya ulaşmasının önüne sınır çizilemez.

Mesele artık Gazze’ye kimin, nasıl ve ne zaman girebildiği veya gireceği meselesi değildir.

Mesele, sınırlarla çevrilen ve işgal edilenin sadece Filistin değil bütün dünya olduğudur.

Özgürlük, ancak sınırları ve vicdanları sınırlayan sınırları ve engelleri aşmakla gelir.