Baharın diğer adları da barıştır, kardeşliktir ve güvendir.
Bahar da, barış, kardeşlik ve güven de dağlarımıza yakıştırdığımız rengârenk elbiseler ve nice on yıldır özlemini çektiğimiz güzelliklerdir.
Bunun içindir ki, nice binler ve nice milyonlar bahar gibi, barış gibi ve kardeşlik gibi güzel haberlere hasret yumdular gözlerini…
Kimileri yollarda, kimileri sürgünlerde, kimileri zindanlarda, kimileri gurbette ve kimileri evlerinde… Kimisi yollara vurdu kendisini, kimisi şiire, hikâyeye, türküye. Kimileri zulme karşı mücadelede meşruiyet sınırlarını korurken, kimileri de hadlerini aşıp zalimlerin ta kendileri oldular. Ama sonuçta hepsinin, evet hepsinin kulakları güzel haberlerde ve gözleri güzel haber bekledikleri yollarda oldu hep. Bir türlü geçmek, bitmek bilmeyen bir kış idi yaşadıkları…
İnkâr, katliam, zulüm ve terör derken, geçen bir yüz yılın birikimi olan günahlarımız ve telafi edemeyeceğimiz maddi – manevi kayıplarımız…
Yine hep bir ağızdan söyleyelim: Bahar… Kardeşlik… Barış… Güven…
Söyleyeni kim olursa olsun, kimin dilinden dökülürse dökülsün, bu ve benzeri kelimeler duyan kulaklara hoş gelir, güven verir ve umut verir. İçini hakkıyla ve layıkıyla doldurup dolduramayacağını ve bunun ne kadar süreceğini bilmiyoruz, ama TBMM’nin 10 Ağustos 2026 tarihi itibariyle çıkardığı çerçeve yasasının bu kelimeleri içeriyor olması bile kulaklarımıza hoş geliyor ve ümidimizi tazelemeye yetiyor.
Bu kelimeler o kadar güzel ki, çocuklarını terörün aldığı anneler bile onları duyduklarında hemen selama duruyor ve hep bir ağızdan barış diyorlar, kardeşlik diyorlar ve çocuklarımız ölmesin diyorlar. Hakeza okulda, askerde veya başka yerlerde Kürtçe konuştukları veya Türkçe bilmedikleri için dayak yiyen ve hakaretlere uğrayanlar da barışın ve kardeşliğin hatırına hepsini unuttular bile…
Peki, bu kez başarabilir miyiz? Şüphesiz ki, başarabiliriz. Yeter ki, hareket noktamız adalet olsun, barış olsun ve kardeşlik olsun. Ve yeter ki, dilimizden düşürmediğimiz terör sorunu kadar ve mustarip olduğumuz terörün kaynağı olmasına rağmen dillendirmeye korktuğumuz inkâr sorununu da hayatımızdan çıkarmaya azmedelim. Zaten eğer hükümet – devlet son yıllarda terörü geriletti ise, bu, aynı zamanda hak gaspının diğer adı olan inkâr politikalarını da gerilettiği içindir. Ve yine eğer hükümet-devlet bugün PKK’ye silah bıraktırabiliyorsa, bu da yine teröre karşı olduğu kadar inkâr politikalarına da karşı olduğuna toplumu ikna ettiği içindir.
Sonuç olarak devletiyle, hükümetiyle ve milletiyle yapmamız gereken işi biliyoruz. Girişte de dediğimiz gibi, nice milyonlar, tıpkı bir kelimesinde değişiklik yaparak, bir şiirinden iki dizesini başlığa aldığımız Ahmet Arif gibi memleketin dağlarına baharın geldiğini göremeden göçtüler aramızdan. Evet, bugüne kadar kanla, gözyaşıyla ve yekdiğerimize buruk düşünce ve bakışlarla geçti, ama artık böyle geçmemeli. Güzel bir Türkiye'ye uyanmak için kalbimizde sevgi, dilimizde kardeşlik ve elimizde güzel işler olsun.