Hepimizin aslında kanayan yarası olan, toplumun çoğu zaman küçük gördüğü ancak etkileri oldukça büyük olan bir konuyu ele alıyoruz.
Normal şartlarda her Müslüman, haftanın en mübarek günü olan cumayı büyük bir sevinç ve heyecanla beklemelidir. Çünkü cuma günü; Müslümanların bir araya geldiği, ibadet ettiği, kardeşlik duygularını pekiştirdiği ve manevi olarak yenilendiği müstesna bir gündür.
Mümin, cuma sabahına sünnetleri yerine getirerek başlar. Gusül veya abdestini alır, temiz elbiselerini giyer ve erkenden camiye gider. Namaz vaktini beklerken Kur'an-ı Kerim okur, zikir ve tesbihatla Allah'ı anar. Ardından öğle ezanı okunur ve imam hutbe okumak üzere minbere çıkar.
Ancak günümüzde camilere baktığımızda üzücü bir manzarayla karşılaşıyoruz. İmam hutbeye başladığında cemaatin önemli bir kısmının elinde telefon bulunuyor. Kimisi sosyal medyada dolaşıyor, kimisi mesajlarına bakıyor, kimisi de gündemi takip ediyor. Hutbeyi dinlemek için camiye gelen insanların dikkatinin, birkaç santimetrelik bir ekran tarafından dağıtılması düşündürücü değil mi?
Hutbe kelimesi Kur'an-ı Kerim'de geçmemekle birlikte, hem sözlük hem de terim anlamıyla birçok hadiste yer almış; Hz. Peygamber'in hutbelerinden pek çok örnek günümüze ulaşmıştır. Geçmişten günümüze dini hitabetin en önemli unsurlarından biri olan hutbe, Müslümanların ortak bilinç kazanmasında büyük bir role sahiptir.
Çünkü hutbe; Allah'ın ve Resûlü'nün mesajlarının insanlara ulaştırılmasında, toplumu ilgilendiren konuların anlatılmasında ve asırlardır oluşan İslam medeniyetinin geniş halk kitlelerine aktarılmasında en etkili vasıtalardan biridir. Her hafta milyonlarca Müslüman aynı amaç doğrultusunda hutbeyi dinlemek ve cuma namazını eda etmek için camilerde bir araya gelmektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Hutbesini bitirinceye kadar imamı dinleyip sonra onunla birlikte cuma namazını kılan kimsenin, o cuma ile sonraki cuma arasındaki günahları bağışlanır." (Müslim, Cum'a, 26)
Yine bir başka hadiste ise, önemsemediği için cuma namazını üç defa terk eden kimsenin kalbinin mühürleneceği bildirilmiştir.
Cuma gününde duaların geri çevrilmediği özel bir vaktin bulunduğu da hadis-i şeriflerde müjdelenmiştir. (İbn Mâce, İkâmetü's-Salavât, 93)
Cuma namazının farzlarından biri olan hutbe, bu ibadetin ayrılmaz bir parçasıdır. Hutbe olmadan cuma namazı sahih olmaz. Nitekim bazı müfessirlere göre, Yüce Allah'ın şu ayetinde geçen "Allah'ı zikretmeye koşun" ifadesi hutbeyi de kapsamaktadır:
"Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı zaman hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." (Cuma, 62/9)
Bu durumda ayetin anlamı, hutbeyi dinlemeye koşmayı da içine almaktadır.
Dinî kaynaklarda hutbe esnasındaki edepler açıkça belirtilmiştir. Hutbe okunurken konuşmak, başka şeylerle meşgul olmak, telefonla ilgilenmek, hatta tesbih çekmek veya başka nafile ibadetlerle meşgul olmak uygun görülmemiştir. Cemaatin görevi, hatibi dikkatle dinlemek ve verilen mesajlardan ders çıkarmaktır.
Hutbe sırasında zihnen ve kalben orada bulunmak, anlatılan nasihatleri hayatımıza taşımak esastır. Aynı şekilde hutbe okunurken nafile namaz kılınmaz; cemaatin minbere dönük şekilde oturması ve hutbeyi can kulağıyla dinlemesi sünnettir.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz cuma hutbesine mi gidiyoruz, yoksa telefonlarımızla vakit geçirmeye mi?
Belki de cuma hutbesinden alacağımız tek bir cümle, hayatımızı değiştirecek kadar değerli olabilir. O hâlde birkaç dakikalığına telefonlarımızı cebimize koyup gönlümüzü hutbeye açmak, hem Rabbimize hem de bu kutsal vakte göstereceğimiz en güzel saygı olacaktır.
YASİR SEVİM