Tesettür, sadece bir kumaşın bedeni örtmesinden ibaret değildir; o, kadının tavırlarını, edasını ve duruşunu da kuşatan manevi bir muhafazadır. Maddi dünyanın nesnesi olmayı reddeden kadının, manevi bir özneye dönüşme yaşam tarzıdır.

Görsel ve dijital bir çağın tam kalbinde, her şeyin vitrine çıkarıldığı, hızla tüketildiği ve "görünürlük" illüzyonuna feda edildiği modern bir panayırda yaşıyoruz. Bu çağda insan, sergilendiği ve alkışlandığı ölçüde var olduğunu sanıyor. İşte tam da bu yanılsamanın ortasında, tesettürün hakikati, zamana meydan okuyan asil bir Meryemi haykırış ve duruş olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü gerçek manada tesettür, sadece bir kumaşın bedeni örtmesinden ibaret değildir; o, kadının tavırlarını, edasını, yürüyüşünü ve tüm kadınsı davranışlarını da bir vakar zırhıyla kuşatan manevi bir muhafazadır.

Bu asil şuurla hakiki tesettüre bürünmüş bir hanımdan, ulu orta yükselen cilveli gülüşler, kalabalıkların dikkatini üzerine çeken histerik kahkahalar duyamazsınız. O, dikkat çekmeye çalışan gösterişli adımlarla değil; asalet ve ciddiyetini dışa vuran, baştan aşağı saygınlık uyandıran vakur bir edayla yürür. O, adımlarıyla ses çıkarıp yabancı bakışları üzerine çekmekten, topuklu ayakkabının zarafetini sokağın insafına bırakmaktan kaçınır. Bilir ki bazı heveslerin ve zarafetin mekânı sokaklar değil, İslami ortam ve evidir; ne ayak gösterir ne topuk, ne dudak tebessümünü savurur yabancıya ne de topuzunun ihtişamıyla göze batar.

"Tesettür, hür kadınların işidir. Bir şekilde nefsinin esaretinden kurtulamayanlar onun hakkını vermekten acizdirler ve bu acziyet bir şekilde kendini açığa çıkarır."

Bu asil duruş, dijital dünyanın vahşi teşhircilik ağlarında da kendini muhafaza eder. Sosyal medyanın "muhafazakâr teşhircilik" olarak adlandırabileceğimiz o gizli tuzağına düşmez kâmil mesturedir. İki gözünün göründüğü gizemli ve süzgün bakışları siber alemin beğenisine sunmadığı gibi, tesbih çeken elini bile estetik bir nesne gibi gösterip merak uyandırma ucuzluğuna tenezzül etmez. Cafcaflı, renkli, payetli kıyafetlerle sokağa çıkıp, görene güzel görünen, görmeyene ise adeta "ben buradayım!" diye bağıran süflî kreasyonların esiri ve vitrini olmaz. Arkasından fitneye sebep olacak, kalbinde hastalık olanların farklı mesajlar devşireceği hiçbir paylaşıma ve yaklaşıma kapı aralamaz.

Dışarıda bu denli görünmez olan bu asil kadınlar, sanılmasın ki hayatı eksik ya da dünyadan bigâne yaşıyorlar. Onlar, ehlinin elinde bin bir çiçek açan gizli birer Gülizar’dır. Onların ömrü, bu fani dünyanın geçici cazibelerine takılıp kalmaz; burayı aşar, ahirete taşar. Kendilerine vaat edilen ebedi saadet için ukbayı ziyan etmezler; bilirler ki helal daire keyfe kâfidir ve daha fazlasıyla ne ruhlarını ne de o nazenin bedenlerini yormaya gerek vardır.

Bu ilahi sevme ve sevilme hali onlara her şeyden daha sevimli, paha biçilemez bir servettir. Bu şuur yüreklerini aydınlattığı için, mesture bir hanım başka insansı ve geçici sevgilerin peşine düşmez, aranılan olmayı da istemez. Ucuz hesaplar yapmaz, kendini basite indirgeyen, basitleştiren numaralara başvurmaz. Çünkü o, başındaki örtünün sıradan bir moda unsuru veya kumaş parçası değil, doğrudan İlahi bir ayet olduğunu bilir ve hayatını bu ayetin icabına göre tanzim eder.

Nihayetinde, kendi nefsinin, beğenilme arzusunun ve çağın dayatmalarının esaretinden kurtulamayanlar, bu yüce ibadetin hakkını vermekten aciz kalırlar. Ve bu acziyet, kimi zaman yapılan yanlışa "helal" diyerek, kimi zaman da harama kılıf örerek kendini dışa vurur.

Dolayısıyla örtü; sadece kadını değil, onun her türlü işve, cilve ve albenisini de örter ki başka yollara kapı aralanmasın, kalbinde hastalık olanlar farklı mesajlar almasın. Unutulmamalıdır ki o, izlenen ve tüketilen bir nesne değil; her türlü nefis esaretinden azade, manevî bir öznedir.

YASİR SEVİM