İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, hak ile hakikatin adeta yok hükmünde sayıldığı, zifiri karanlık bir çağ olarak nitelendiriliyor. İnsanlara doğruyu anlattığınızda, eğer bu doğrular kendi yaşam biçimlerine veya ön kabullerine uymuyorsa, hemen bir direnç ve itiraz duvarıyla karşılaşıyorsunuz. Oysa pusulamızın Kur’an ve Sünnet ekseninde olması, doğruların bu merkezde buluşması gerekirdi. Peki, neden anlatamıyoruz? Ya da neden anlattıklarımız kalplere tesir etmiyor?
Sözün Bittiği Yer: Amel ile Tebliğ
Bu noktada, İslam'ı seçen Amerikalı bir Müslümanın hikayesi bizlere rehberlik ediyor. Müslüman olduktan sonra büyük bir heyecanla çevresine İslam’ı anlatan bu kişi, insanların umursamazlığı karşısında derin bir üzüntüye kapılır. Anlatımında bir eksiklik olduğunu düşünerek yöntemini değiştirir ve şu kararı alır: "Bundan sonra anlatmayacak, sadece amel edeceğim."
Sözlerin kıymetini yitirdiği bu çağda, o artık sadece haliyle konuşmaya başlar. Nerede bir ihtiyaç sahibi, nerede bir düşkün görse karşılık beklemeden yardıma koşar. Sonuç ise şaşırtıcıdır: Sözle kazanamadığı yüzlerce insan, onun bu samimi "hal dili" sayesinde hidayetle buluşur.
Gafletin Derinliği ve Taziye Evleri
Bazen sözler, gaflet uykusunda olan bizleri sarsmaya yetmiyor. En hüzünlü anlarımızda, taziye evlerinde hocaların yaptığı nasihatler bile sistemin çarkları arasında kaybolup gidiyor. Dünyada yaşanan büyük trajediler, zulümler ve ibretlik olaylar bile bizi harekete geçirmeye yetmiyorsa; gaflet uykusu damarlarımıza kadar işlemiş demektir. WhatsApp durumlarıyla ya da sadece konuşarak "ne kadar Müslüman olduğumuzu" sergilemek, çoğu zaman nefsimizi tatmin etmekten öteye geçmiyor.
Yeni Bir Hira: Camilere Dönüş
Bu manevi uykudan uyanmanın yolu, her bir Müslümanın kendi "Hira"sına çekilmesinden geçiyor. Bugünün dünyasında Hira dağı; sessizce Rabbimize sığınacağımız, şikayetlerimizi sadece O’na arz edeceğimiz camilerimiz olmalıdır. Eğer camileri dolduramıyor, o manevi iklimde kendimizi inşa edemiyorsak, uyanışın kapısını aralamamız mümkün değildir.
Sonuç: Kendi Evimizden Başlayan Kıyam
Kendimizi ve ailemizi bu uykudan uyandıramadıktan sonra, dış dünyaya hitap etmenin tesiri zayıf kalacaktır. Gaflet uykusundan bir an evvel silkinmeli ve manevi kalemiz olan camilerimize sahip çıkmalıyız. Çünkü hakiki hareket, dışarıda değil, insanın kalbinde ve secdeye kapandığı o kutlu mekanlarda başlar.
Unutmayalım ki; lisan-ı kal (söz dili) yorulsa da lisan-ı hal (hal dili) her zaman galip gelecektir.
Abdulhamid Gündüz