​Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna gelen ve evlenmek istediği halde maddi imkânı bulunmayan bir sahabe, İslam’ın yuva kurmaya verdiği değerin en çarpıcı örneğiyle karşılaşmıştı. Allah Resulü, "Demirden bir yüzük bile olsa bul" buyurarak, imkânın ötesindeki o "sembolik çabayı" ve niyeti aramıştı. Hatta hiçbir şeyi olmayan o sahabe için Kur’an-ı Kerim öğretmeyi mehir sayarak bir yuvanın kapılarını aralamıştı.
​Peki, bugün o kutlu mirasın neresindeyiz?


​Ne yazık ki o eşsiz ölçüleri bir kenara ittik; gençleri evlenemez, hayal kuramaz hale getirdik. Şatafatlı düğün salonları, bitmek bilmeyen kuaför masrafları, marka gelinlikler ve ucu bucağı görünmeyen takı listeleri derken, masrafları dağ gibi büyüttük. Daha huzur bulacağımız yuvamıza ilk adımı atarken, faiz borçlarının altına girip temeli sarsıntıyla attık. Sonra da kapımıza dayanan mutsuzluğu, artan boşanma oranlarını kara kara düşünmeye başladık.


​Aslında teşhis belli, ancak biz tedaviyi hep yanlış yerlerde aradık. Temel sorun; Kur’an ve sünnetin çizdiği sadelikten uzaklaşıp, Batı medeniyetinin dayattığı tüketim kültürüne teslim olmamızdır. İnancımızdan ve değerlerimizden taviz verdikçe, aradığımız o huzur bizden bir adım daha uzaklaştı.


​Bu noktada ibretlik bir örneği hatırlamakta fayda var: Japonya. Amerika’nın atom bombasıyla yerle bir ettiği o ülke, adeta küllerinden yeniden doğarak dünyanın teknoloji devi oldu. Bu başarının sırrı sadece teknoloji değil, kendi öz değerlerine, inançlarına ve örflerine sımsıkı sarılmalarıydı.
​Bugün bizler de aile saadetini yeniden tesis etmek, o kaybolan huzuru bulmak istiyorsak çıkış yolumuz bellidir. Çözüm; modern köleliğin şatafatında değil, öze dönüşte, yani Kur’an ve sünnetin rehberliğine sımsıkı sarılmaktadır. Reçete bellidir, yeter ki uygulamaya niyetimiz olsun.

Abdulhamid Gündüz