Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı ve zulmü 28 Şubat’ı aratmıyor. İki ayı bulan yasak, baskı ve engelleme ile birlikte okullarda başörtülü öğrenciler derslere alınmamakta, öğretmenler başörtülerini çıkarmaya zorlanmaktadır. 12 Ekim 2026’da başlayan protestoların ardından 37 kişinin gözaltına alınması durumun vahametini fazlasıyla göstermektedir.
Can (!) sayılan Azerbaycan maalesef bir Müslüman kızın başörtüsünü laikliğe tehdit adı altında rahatlıkla yasaklarken aynı anda Gazze’nin kanını vahşice döken itraille stratejik ortaklık kurabilmektedir. Bu durumun nasıl izah edileceğini bilen var mı?
Bakü’nün bugün kapıları itraile enerji, savunma, güvenlik ve ticaret alanlarında stratejik ortaklık boyutunda sonuna kadar açık, okul ve kamu alanı kapıları ise başörtülü kızlara ve kadınlara tamamıyla kapalı…
Asıl çelişki burada ortaya çıkıyor.
Gazze’deki çocukların öldürüldüğü, evlerin yıkıldığı, şehirlerin yakıldığı ve bir halkın ölüm kalım mücadelesi verdiği bir zeminde Siyonist rejimle stratejik ilişkilerini geliştiren, sevgi ve dostluk ilanı yapan bir yönetim, kendi ülkesindeki Müslümanlara merhametli olabilir mi?
Siyonist rejimle stratejik ortaklık kurmakta sakınca görmeyen siyasi bir anlayış, Müslüman kızın başörtüsünü okulda, çarşıda ve kamusal alanda niçin istesin?
İran, sözüm ona Şii yayılmacılığı bahanesiyle her türlü suçlama ve dışlamaya maruz kalırken Azerbaycan bu yönüyle hiç konuşulmamaktadır.
Demek ki mesele; Şii veya Sünni olup olmama meselesi değildir.
Mesele; işime geliyor gelmiyor mu, benim ırkımdan mı değil mi, menfaatim var mı yok mu meselesidir.
Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı, birkaç santimetrelik kumaşla değerlendirilemez.
Bu, bir halkı inancıyla, bir kadını iradesiyle ve bir toplumu kabulüyle suçlama, dışlama ve yargılama insafsızlığıdır.
Bu, itrail ile stratejik ortaklığa halel getirecek bir halk profili istememe ve bilincin oluşmasını engelleme girişimidir.
28 Şubat süreci Türkiye’sinde, Burgiba Tunus’unda veya Aliyev Azerbaycan’ında bir başörtüsü devleti niçin/neden korkuttu ve korkutuyor?
Bir kız çocuğunun başörtüsüyle sınıfa girmesi hangi güvenliği tehdit ediyor?
Bir öğretmenin başını örtmesi hangi bilimsel üretimin önüne set çekiyor?
Bir Müslümanın inancını görünür kılması, devletin bekasına nasıl ve niçin zarar verecek?
Eğer cevap yalnızca laiklik ve muassır medeniyet seviyesi ise bu koca bir yalandır.
Yapılan İslami bir tarza kapı aralayacak uyanış, diriliş ve hidayet bulmalardan ürkmedir.
Ezan, namaz, sarık, tesbih ve tesettür gibi şiarların Müslüman toplumda bir salih amel, mücadele dinamiği ve mücahede pratiğine dönme korkusudur.
Faiz, kumar, içki, tefecilik, zina, adaletsizlik ve zulüm gibi haram ve batıl temeller üzerine kurulmuş sitemlerin halk tarafında istenmeme ve dönüştürülme zemininin oluşma endişesidir.
Elhasıl; laiklik veya başka izm’sel ve ideolojik bahanelerle İslam’ı ve onun inanç görünürlüğü ve pratiklerini kamusal hayattan silme çabasıdır.
İslam’a göre başörtüsü, inanan kadın için dini bir sorumluluk ve kulluk bilincinin ifadesidir. İnanç özgürlüğü, yalnızca insanın kalbinde Allah’a inanmasına izin vermek değildir. “Seninle Allah arasına, ibadetlerin arasına giren var mı?” şeklindeki kurnazlık değildir.
İnanç özgürlüğü; hak, hukuk, adalet ve eşitlik bağlamında bu inancın gereğini yaşayabilmeyi tanımlamak, kolaylaştırmak ve güvence altına almaktır.
Öyleyse Müslüman bir kız çocuğuna ve kadına, eğitim hakkıyla inancı, mesleğiyle dini arasında tercih yaptırmak hangi adalet anlayışına sığar?
Devletin görevi, çocukları okul kapısında bırakmak olmamalıdır; her kişiyi eşit şartlarda eğitim hakkıyla buluşturmaktır.
Diplomatik çıkarlar uğruna taviz verilen ilkeler, görülmeyen yanlışlar, dışlanmayan mezhebi kimlik inanç söz konusu olduğunda katı yasaklara sarılabilmekte; birileri de bunu utanmadan başka kılıflarla hafifletmektedir maalesef.
Burada itiraz; Azerbaycan halkına, onun tarihine veya kimliğine değildir.
Azerbaycan adına inanç özgürlüğünü daraltan, başörtüsünü yasaklayan uygulamalara ve siyasi çıkarları hak, adalet ve merhametin önüne koyan yanlış, gaddar ve zalim anlayışadır.
Bugün başörtülü bir kızın eğitim hakkı, öğretmenin meslek hakkı savunulmazsa yarın kendi toplumumuzda inanç ve kimlikle ilgili muhtemel yasaklamalar ve engellemeler karşısında hak talebinde bulunabilir miyiz?
Bugün görmediğin ve karşısında sustuğun zulüm, tutmadığın el, silmediğin gözyaşı ve anlatmadığın mazlumluk yarın senin imtihanın olabilir.
Başörtüsü bir suç değildir, Allah’ın emridir
İnanç, devletin lütfu değildir; kulluk görevidir
Adalet ise dost ve düşmana göre değil; herkes içindir.