Bazı tarihler vardır ki üzerinden yıllar geçse de acısı dinmez, bazı hadiseler vardır ki bir toplumun hafızasına silinmez izler bırakır.
6-8 Ekim 2014, bu topraklarda yaşayan Müslümanların hafızasında böyle bir tarihtir.
7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı ise Filistin meselesini yeniden dünyanın gündemine taşıyan, ümmetin vicdanında derin yankılar uyandıran bir dönüm noktasıdır.
Biri masum insanların katledilmesiyle hafızalara kazınırken diğeri, Filistin’deki işgal ve zulüm tartışmalarını yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı.
6-8 Ekim 2014’te, Kobani’de yaşanan gelişmeler bahane edilerek yapılan sokak çağrılarının ardından Türkiye’nin birçok şehrinde şiddet olayları yaşandı. İnsanlar öldürüldü, iş yerleri ve kamu binaları tahrip edildi, camiler, medreseler ve İslami kuruluşlar saldırıların hedefi oldu.
Bu günlerin en acı sembollerinden biri, henüz 16 yaşındaki Yasin Börü ve arkadaşlarının katledilmesiydi.
Yasin Börü, arkadaşlarıyla birlikte Kurban Bayramı’nda ihtiyaç sahibi ailelere kurban eti dağıtıyordu. Onların ellerinde silah değil, yardımlaşmanın ve kardeşliğin sembolü olan kurban eti vardı. Buna rağmen saldırıya uğradılar ve vahşice şehit edildiler.
Yasin Börü, Hasan Gökgöz, Hüseyin Dakak ve Riyad Güneş başta olmak üzere o günlerde şehit olanların hatırası, adalet arayışının ve toplumsal vicdanın bir parçası olarak yaşamaya devam ediyor.
6-8 Ekim’in üzerinde durulması gereken bir başka boyutu da kamu otoritesinin sorumluluğudur. Vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak, devletin en temel görevlerinden biridir. Şiddetin önlenemediği, insanların sokaklarda kendilerini güvende hissedemediği bir ortamda yalnızca saldırganların değil, görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin sorumluluğu da araştırılmalı ve ilgili yetkililer hesap vermelidirler.
7 Ekim 2023’te İzzettin el Kassam Tugayları öncülüğünde başlatılan Aksa Tufanı operasyonu, Filistin meselesini yeniden dünya gündeminin ilk sıralarına taşıdı.
Filistin meselesini yalnızca 7 Ekim’de başlayan olaylardan ibaret görmek, tarihsel arka planı göz ardı etmek olur. 1948’de yaşanan Nekbe, yerinden edilmeler, işgal altındaki topraklar ve Gazze’de yıllardır devam eden insani kriz, meselenin temel boyutları arasındadır.
6-8 Ekim olayları ile Aksa Tufanı, farklı bağlamlarda da olsa, zulüm, adalet, kimlik ve toplumsal hafıza üzerine düşünmeye vesile olmaktadır.
Yasin Börü ve arkadaşlarını anmak, mazlumlara yardım etme ahlakını yaşatmak demektir. Filistin halkıyla dayanışma göstermek ise insanların özgürlük, güvenlik ve onurlu bir yaşam hakkını savunmak demektir. Bu iki sorumluluk insanlığın boynunun borcudur.
Aradan yıllar geçse de Yasin Börü’nün elindeki kurban eti, bize merhameti, katilleri ise bize zombileştirilmiş insan prototipini hatırlatacak.
Gazze’deki mücahitlerin direnişi ve onurlu Gazze halkının çektiği acılar da bize davaları uğruna nasıl can verildiği ve nasıl fedakârlıklar yapıldığını hatırlatacak.
Dileğimiz; 6-8 Ekim olaylarını başlatanlar, bu vahşetleri işleyenler ve buna sessiz kalanların adilce hesap vermeleridir.
Yine dileğimiz; 7 Ekim Aksa Tufanı ile dünya gündemine taşınan Filistin meselesinin adilce çözülmesi ve siyonist işgalcilerin bir an önce işgal ettikleri topraklardan def olup gitmeleridir.