6-8 Ekim vahşetinin, Yasin ve arkadaşlarının vahşice katledilmesinin üzerinden 12 yıl geçti. Bu vahşet asla unutulmamalı. Unutulmamalı ki halklar dostu düşmanı iyi tanısın. Yasinler her zaman diri kalmalı ki halklar da hep uyanık kalabilsin.

Bazen halklar derin bir uykuya dalar. Hiçbir şey onları uyandıramaz. Nasihatler, musibetler, olaylar onlara etki etmez. Hakkı batıl, batılı da hak olarak görürler. Zalimlerin mazlumlara yönelik kara propagandaları onları ikna için yeterli gelir. Din elden gider, namus elden gider, can ve mal emniyeti elden gider, adalet rafa kalkar ama halklar hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam eder.

Onları uyandırmak için büyük fedakârlıklar lazım gelir. Masum kanların dökülmesi lazım gelir.

İşte sen o büyük masumlardan, fedakârlardan biriydin Yasin’im! O kadar büyük bir mazlumiyet ve masumiyetle şehit edildin ki Kürdistan’da 20 yıldan fazla seslerini duyurmaya çalışan ama ilgisizlik ve nemelazımcılık duvarına toslayan Mü’minlerin sesi oldun. Senin ve arkadaşlarının mübarek kanı tüm Türkiye’de hakikatleri aydınlatan bir kandil görevi gördü.

Tıpkı Kerbela’daki Hüseyin gibi… Diyarbakır bir Kerbela oldu sana ve arkadaşlarına. Kerbela’ya, Hüseyin’in ailesiyle birlikte bile bile ölüme gidişine anlam veremeyenlere şehadetinle Kerbela’nın misyonunu öğrettin Yasin’im…

Hüseyin’in zamanındaki Müslümanlar da günümüzdeki Müslümanlar gibi derin bir gafletin pençesinde çırpınıyorlardı. Dünya sevgisi, ölüm korkusu, cehalet almış başını gitmişti. Muhammed Aleyhisselamın dini takkiyeci çapulcuların elinde bir çıkar ve sömürü aracına dönmüştü. Batıl hak elbisesiyle ortalıkta dolaşıp Allah’ın kullarına zulmediyordu. Özgürlük, adalet ve mutluluğun kaynağı olan yüce İslam dini saray mollalarının elinde içkici kralların sofrasına meze yapılmıştı. İnsanlığın kurtarıcısı yüce İslam, insanlık düşmanı Yezid’lerin oyuncağı olmuştu. Öyle bir şey yapılmalıydı ki ümmet uyansın. Müslüman halkların gözü açılsın. Korkunç tehlikenin farkına varsın ve kurtarıcıları onları terk edip gitmeden dört elle ona sarılsın.

Cennet gençlerinin efendisi olan Hüseyin, şehitlerin serdarı olan Hüseyin kurban olma gününün geldiğini anlamıştı Yasin’im! İslam ondan canını istiyordu. Ve o da tereddütsüz Kerbela’ya koştu Yasin’im! İbrahim’in İsmail’i gibi kendini kılıçlara teslim etmek için… “Muhammed’in dini tekrar dirilecekse alın kılıçlar beni, alın canımı!” diye feryat ederek şehadete koştu. Kanıyla, canıyla bir direniş ve diriliş önderi oldu, çağları aşarak…

Sen de bir Hüseyin oldun, sen de Kerbela’ya koştun Yasin’im! Kürdistanlı Yezid’lerin vahşi pençeleri altında Diyarbakır’ı bir Kerbela’ya çevirdin. Gaflet içindeki kalplere nur gibi aktın, kirlenmiş zihinlere tertemiz kanınla berrak bir ufuk açtın…

Yıllarca cani, terörist diye lanse edilen bölge Müslümanlarının mazlumiyetini mübarek kanınla tüm dünyaya gösterdin. Mübarek kanınla her şeyi değiştirdin Yasin’im! Diyarbakır’ı Kerbela’ya çevirerek camiamızın mazlumiyetini, hakkaniyetini dost-düşman herkese gösterdin. Düşmanı gizleyen maskeyi parçalayıp arkasındaki vahşi, katliamcı, zalim yüzü orta yere serdin.

Yasin’im! Senin ve arkadaşlarının şehadetleri üzerinden 12 kocaman yıl geçti. Ama unutmadık sizi, unutamadık. Size ihtiyacımız var… Halkların size ihtiyacı var. Hatıranız hep diri olmalı ki biz de uyanık kalabilelim. Sizler, Yasinler hep diri kalmalı ki halklar da uyanık kalabilsin…