İkaz ve ihtar edilmiş olmak, kul için hem bir sorumluluk hem de büyük bir rahmet kapısıdır. Çünkü uyarılan insan, başıboş bırakılmadığını, Yaratıcı’nın nazarında kıymetli olduğunu ve doğru bir istikamete çağrıldığını bilir.

Yüce Allah’ın insanı ikaz etmesi ve uyarması, her şeyden önce O’nun insana verdiği değerin, merhametinin ve sevgisinin en büyük nişanesidir. Bu uyarılar, başıboş yaratılmadığımızın, dünya hayatında yalnız ve korumasız bırakılmadığımızın en açık delilidir.

İnsanlık tarihi, ilk insan Hz. Âdem’in (aleyhisselâm) yaratılmasıyla birlikte başlayan, İblis ile insan arasındaki ve kıyamete kadar devam edecek olan büyük mücadelenin tarihidir.

Yüce Yaratıcı, Kur’an-ı Kerim’in farklı surelerinde Hz. Âdem şahsında bütün insanlığa bu hakikati hatırlatmış, İblis’in apaçık bir düşman olduğunu önemle bildirmiştir:

“Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), senin ve eşinin düşmanıdır.” (Tâhâ, 117)

Bir başka ayette ise şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Şüphesiz o, size hayâsızlığı ve kötülüğü emreder.” (Nûr, 21)

Ancak ne tuhaftır ki Yüce Allah’ın gönderdiği peygamberlere, indirilen kitaplara, tebliğcilere, âlimlere ve davetçilere; ayrıca insana bahşedilen akıl nimetine rağmen insan, şeytanın bir vesvesesine kapılarak onun tuzağına düşebilmektedir. Oysa Yüce Allah, inanan kullarına şeytanın hilesinin zayıf olduğunu da hatırlatmıştır:

“Şüphesiz şeytanın hilesi pek zayıftır.” (Nisâ, 76)

Ayette geçen “şeytanın adımları” ifadesi oldukça manidardır. Şeytan, insanı bir anda büyük uçurumlara sürüklemez; ona yavaş yavaş, adım adım yaklaşır. Önce masum gösterilen küçük tavizlerle, ardından hafife alınan haramlarla ve “Herkes böyle yapıyor.” denilerek normalleştirilen yanlışlarla insanın iradesini içeriden kuşatır.

Bugün bu hakikati en açık şekilde gördüğümüz yer, maalesef içinde yaşadığımız toplumdur. Şeytanın izinden giden, onun yönlendirmelerine açık hâle gelen bir toplumda; yeme içmeden giyime, kullanılan kelimelerden günlük alışkanlıklara kadar pek çok alanda şeytanın istediği bir hayat tarzı benimsenebilmektedir. Öyle ki bazı insanlar akıllarını, ruhlarını ve iradelerini adeta şeytanın yönlendirmesine teslim etmiş durumdadır.

Çünkü insan, Yüce Allah’ın ikaz ve uyarılarını ciddiye almamış, kendisine emredilen hayatı yaşamaya azmetmemiş, peygamberleri hayatına rehber edinmemiş ve vahiyle olan bağını zayıflatmıştır. Böylece şeytanın saldırılarına karşı kendisini koruyamamıştır. Bu durum, savaş meydanında zırhını çıkaran bir savaşçının düşman karşısında savunmasız kalmasına benzemektedir. Sonuçta insan, manevi anlamda yara bere içinde kalmaktadır.

İblis, Yüce Allah’tan mühlet isterken de aslında Âdem’in şahsında bütün insan neslinden intikam almayı amaçlıyordu. Kur’an-ı Kerim’de bu olay şöyle anlatılır:

“İblis, ‘Bana insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar mühlet ver.’ dedi.” (A'râf, 14)

Yüce Allah ona istediği mühleti verdi. Ancak kendisine ve ona uyanlara yönelik ilahi hükmü de bildirdi. İblis ve ona uyanların cehennemle karşılık göreceği gerçeğini açıkça ortaya koydu.

Peki, her şey için çok mu geç? Elbette hayır! İnsanı insan yapan, hata yapabilmesi kadar, hatta bundan daha önemlisi, hatasını fark ederek tövbe edebilme iradesine sahip olmasıdır.

Hz. Âdem’in kıssası da bunun en güzel örneklerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

“Derken Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı ve O’na yalvardı. Rabbi de onun tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Bakara, 37)

İnsanoğlunun yeniden saf fıtratına dönebilmesi, ancak kendisini sorgulaması, iç sesini dinlemesi ve nefis muhasebesi yapmasıyla mümkündür.

Unutmayalım ki şeytanın hilesi zayıftır. İman eden bir kalbin samimi bir istiğfarla yeniden ayağa kalkma gücü ise şeytanın bütün tuzaklarından üstündür. Yeter ki sağırlaşan kulaklarımızı ilahi hitaba yeniden açalım, düşmanımızı tanıyalım ve hayatımızı bu bilinçle yaşamaya gayret edelim.

Âdem’den bugüne devam eden bu imtihanda kaybedenlerden değil, uyanık olanlardan olabilmek duasıyla... Selam ve dua ile. Allah’a emanet olun.

NAZMİ ORTAÇ