Geçen hafta cuma günü El Cezire televizyonunda Kassam Tugayları Genelkurmay Başkanı Şehit Muhammed Daif'in hayatı ile ilgili bir belgesel yayınlandı. Belgeselde, Kassam Tugayları Askerî Konseyi'nin 7 Ekim Aksa Tufanı öncesi gerçekleştirmiş olduğu toplantıya dair bir fotoğraf karesi yayınlandı. Yayınlandığından bu yana her baktığımda beni derin bir düşünceye daldıran ve tefekküre sevk eden bu fotoğraf karesi aslında bizlere ve ümmete çok şey anlatıyor.

Bu fotoğraf karesinin vermiş olduğu çok mesaj var. Baktığımızda odanın sadeliği, odanın içindeki güzel insanların samimiyeti ve birbirlerine olan muhabbeti göze çarpıyor. Odada lüks eşyalar yok, şatafat yok, dev ekranlar yok, ceylan derisi koltukları yok. Baktığımızda ne görüyoruz? Dar bir oda, yer minderleri, küçük bir vantilatör ve bir çay termosu... Burada samimiyet var, burada inanmışlık ve adanmışlık var, burada fedakârlık var. İnsanın kalbine dokunan bu mütevazı ortamda cennet kokusu var.

Ne BM Genel Kurulu ne İİT toplantısı... Burası Şehitler Meclisi. Bu yiğitler, Rablerine verdikleri söze sadık kalan azizler... Bu topluluk, şüheda topluluğu. Onların meclisinde gösterişin, ihtişamın, makamın ve mevkinin yeri yok. Burada asıl olan, bir davaya adanmışlık, bir inanca bağlılık ve Allah'ın rızasını her şeyin üzerinde tutabilmek var.

Buradakiler sıradan adamlar değillerdi. Ümmetin ağır yükünü omuzlarına yüklemiş, şehadet sevdalılarıydılar. Bu fotoğraf karesi bize fedakârlığı, samimiyeti, direnişi, mütevazılığı ve yalnız bırakılmışlığa rağmen mevzilerini terk etmeyen adam gibi adamları anlatıyor. Zorlukların ortasında sarsılmayan bir iradeyi, imkânsızlıklar içerisinde tükenmeyen bir ümidi, baskılara rağmen inancından vazgeçmeyen iman dolu yürekleri anlatıyor.

Bu insanların hepsi bir dava ve ideal uğruna mücadele ettiler, büyük bedeller ödediler. İşgalci zalimlerin tehdit ve tekliflerini reddettiler, zorluklara sabrettiler. Allah'ın rızası için çileli bir yolu seçtiler, rahatlarından vazgeçtiler. Nice geceleri uykusuz, nice günleri zorluk ve sıkıntılar içerisinde geçirdiler. Fakat inandıkları yoldan dönmediler.

Onların hayatlarına baktığımızda, insanın inandığı değerler uğruna neleri göze alabileceğini görüyoruz. Bazen bir fotoğraf karesi, sayfalar dolusu sözden daha fazla şey anlatır. Bazen küçücük bir oda, dünyanın en büyük salonlarından daha büyük bir anlam taşır. Bazen de sessizce çekilmiş bir fotoğraf, tarihin en gür seslerinden biri olur. İşte bu kare de böylesi bir anlam taşıyor.

Muhammed Daif ve arkadaşları; sadakatin, teslimiyetin, cesaretin, metanetin, dirayetin, fedakârlığın, azmin ve adanmışlığın tanıkları. Arkalarında yılların örtemeyeceği bir öykü, sıkıntıların silemeyeceği ve zorlukların kıramayacağı bir iz bıraktılar. Onların hikâyesi yalnızca yaşadıkları günlerle sınırlı değil. Geride bıraktıkları hatıralar, taşıdıkları inanç ve uğruna bedel ödedikleri değerler, nice nesillerin hafızasında yaşamaya devam edecek. Allah hepsine rahmet eylesin, şehadetlerini kabul etsin, onları cennetinde iskân ettirsin.

Şehitler, İslâmî davanın gonca gülleridir. Yolları aydınlatan kandillerdir. Geride misyonlarını yüklenen nice fert bırakmayı başarmış muallimlerdir. Onların hayatları bizlere yalnızca geçmişi değil, sorumluluklarımızı, inancımızı ve taşıdığımız emanetleri de hatırlatır. Geride bıraktıkları iz, nice yüreğe dokunacak, nice insanın yoluna kandil olacaktır. Selamların en güzeli üzerlerine olsun. Cennetlerin en güzeli mekânları olsun. Ebedî âlemde komşuları Peygamber Efendimiz ve 124 bin tevhid önderi olsun. Allah'ın selamı, tarihin akışını değiştiren bu aziz insanların üzerine olsun.