Geçen gün otobüste yolculuk yapıyordum. Şehrin kalabalık caddelerinden geçerken kendimi derin düşüncelerin kucağında buldum. Kalabalıklara baktım, sonra iç âlemime yöneldim. Kendimi sorguladım, inancımı, yaşantımı, günlük hayatımı… Bıkıp usanmadan koşturan, sürekli bir yerlere yetişmek için didinip duran kalabalıkları düşündüm, onların Allah ile olan bağlarını, irtibatlarını…

Benim ve şu akıp giden kalabalıkların hayatının hiç de arzu edilen bir hayat olmadığını hissettim. Kendime karşı şiddetli bir hoşnutsuzluk hissettim. İnanıyorum ki şu akıp giden insanların çoğu da aynı hoşnutsuz duyguyu hissediyordur.

Düşündüm, Allah ile ilgili iki inanç var; kişi ya Allah’a inanıyordur ya da inanmıyordur… Hem Allah’a, ahiret gününe, cennete, cehenneme, hesap gününe inandığını söyleyip hem de o sonsuz hayatı pek önemsemeyen bizlerin ne derin bir gaflet ve cehalet içinde olduğunu hissettim.

Hem Allah’a ve ahiret gününe inandığını söyleyeceksin hem de o gün önüne neyin geleceğini, nasıl bir hayatla karşılaşacağını umursamayacaksın… Korkunç bir cesaret! Korkunç bir gaflet! Korkunç bir cehalet!

Ufak bir hastalıktan, küçük bir musibetten, birkaç saatlik bir açlık ve susuzluktan bile çekinen, buna tahammül edemeyen bizler hem cehennem azabından bahsediyor hem de bizi cehenneme götürecek günahları, haramları işlemekten çekinmiyoruz. Allah diyoruz, Peygamber diyoruz, Cennet, Cehennem diyoruz ama yalan söylemekten, yetimin hakkını yemekten, yoksulun parasına göz dikmekten çekinmiyoruz. Riyayı, gösterişi, gıybeti, dedikoduyu önemsemiyoruz.

Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu söylüyor, buna inanıyor lakin Kur’an’ın uyarı ve tehditlerinden zerre kadar etkilenmiyoruz. Kur’an açık açık şunları şunları yapanlar, mesela namazlarını dosdoğru kılanlar, zekâtI verenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler, salih ameller işleyenler ancak kurtuluşa erecek ve cennete girmeye hak kazanacak demesine rağmen biz söylenenleri yapmak konusunda son derece gevşek davranıyor, çoğu defa Kur’an’ın bu uyarı ve mesajlarını dikkate bile almıyoruz.

Basit bir dünyevi kazanım için bazen günlerimizi, haftalarımızı, aylarımızı harcıyor, çırpınıp duruyor ama sonsuza dek süreceğine inandığımız cennet hayatını kazanmak için beş vakit namazı bile çoğu defa kılmaktan kaçınıyor, namaz bize bir yük gibi geliyor, ibadi konulara bir angarya gözüyle bakıyoruz.

Gerçekten Allah inancımız tatmin edici mi? Ahiret inancımız tatmin edici mi? Bu konuda kendimizi mutlaka sorgulamamız lazım. Sonsuz hayatımız, sonsuz geleceğimiz, sonsuz mutluluğumuz için bu ötelenmeyecek, ötelenemeyecek bir durumdur.