Henüz 14 yaşındaydı Simanur. İslam’ı tanıyalı fazla zaman olmamıştı. Bir arkadaşının vesilesiyle dinini öğrenmeye başlamış, Kur’an-ı Kerim’i okudukça Allah’ın emirlerini daha iyi anlamıştı. Tesettürün de inancının bir parçası olduğunu öğrenince başını örtmeye karar vermişti.
Simanur’un en büyük hayali, okulunu başarıyla bitirmek, iyi bir eğitim almak ve gelecekte ülkesine faydalı bir insan olmaktı. Derslerini seviyordu. Öğretmenlerini dikkatle dinliyor, sınavlarına hazırlanıyor ve arkadaşlarıyla aynı sınıfta eğitim görmenin mutluluğunu yaşıyordu. Başörtüsüyle de okuluna devam edebileceğini, inancıyla eğitimin birbirine engel olmadığını düşünüyordu.
Ancak Azerbaycan’da okullarda başörtüsü konusunda uygulanan kısıtlamalar, Simanur’un hayallerini gölgelemeye başlamıştı.
Önce başörtüsüyle okula gelen kızlara yönelik uyarılar yapıldı. Ardından okul yönetimlerinin baskısı arttı. Kızlardan başörtülerini çıkarmaları isteniyor, kurallara uymadıkları takdirde eğitim hayatlarında sorun yaşayabilecekleri bildiriliyordu. Okula okumak için gelen kız çocukları, bir süre sonra kendilerini derslerinden çok başörtüleri hakkında konuşulan bir tartışmanın ortasında buluyordu.
Simanur da bu baskılardan nasibini aldı.
Bir sabah okuluna gitmek üzere evden çıktı. Çantasına kitaplarını, defterlerini ve kalemlerini yerleştirmişti. O günkü derslerine hazırlanmış, matematik sınavından iyi bir not almayı umut ediyordu. Okulun kapısına geldiğinde ise kendisini bekleyen tatsız bir sürprizle karşılaştı.
Görevli, başörtüsünü göstererek onu durdurdu.
“Bu şekilde okula giremezsin. Başını açman gerekiyor.”
Simanur önce yanlış duyduğunu sandı.
“Nasıl yani? Ben dersime girmek istiyorum.”
Görevli sert bir sesle cevap verdi:
“Kurallar böyle. Başını açmadan içeri giremezsin.”
Simanur’un yüzü bir anda soldu. Okulun kapısının ardında sınıfı, arkadaşları ve öğretmenleri vardı. İçeride ders zili çalmak üzereydi. O ise elinde okul çantasıyla kapının önünde kalmıştı.
“Ben derslerime çalıştım. Bugün sınavımız var. Ben sadece okumak istiyorum. Başörtüm ders çalışmama engel değil ki!” dedi.
Fakat sözleri karşılık bulmadı. Kendisine söylenenleri kabul etmesi, aksi hâlde okulda sorun yaşayabileceği bildirildi.
Simanur, okul kapısının önünde çaresizce bekledi. Arkadaşları içeri giriyor, koridorlarda öğrencilerin sesleri duyuluyordu. O ise bir kız çocuğunun en doğal hakkı olan eğitimine devam edebilmek için neden başörtüsünden vazgeçmesi gerektiğini anlamaya çalışıyordu.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Allah’ım, ben ne yaptım?” diye geçirdi içinden. “Ben kimseye zarar vermedim. Kimseye kötü davranmadım. Ben yalnızca okumak istiyorum.”
O gün okuluna giremeden oradan ayrılmak zorunda kaldı.
Ancak yaşadıkları bununla sınırlı değildi. Başörtüsüyle eğitimine devam etmek isteyen kızlara yönelik baskılar konuşuldukça Simanur’un kaygıları da artıyordu. Okul yönetiminin tavrı, yetkililerin uygulamaları ve eğitim hakkını kaybetme ihtimali onu derinden etkiliyordu.
Bir gün yeniden okulun kapısına gitti. Bu kez kararını vermişti. Derslerinden geri kalmak istemiyordu. Kitaplarını göğsüne bastırarak görevliye yaklaştı.
“Ben öğrenciyim. Buraya kavga etmeye değil, ders öğrenmeye geldim. Sınavlarıma girmek, öğretmenlerimden eğitim almak istiyorum. Benim başörtüm sizin için neden bu kadar büyük bir sorun?” diye sordu.
Görevli aynı cevabı verdi:
“Başını açarsan okula girersin.”
Simanur, okul binasına baktı. Tahtaya yazılan dersleri, sırasında çözmeyi bekleyen soruları, arkadaşlarıyla paylaşacağı bilgileri düşündü. Bir kız çocuğunun eğitim hayatı, yalnızca başını örttüğü için neden kesintiye uğramalıydı?
Üstelik o, ülkesinden ayrılmak ya da toplumdan uzaklaşmak istemiyordu. Azerbaycan’da doğmuş, bu topraklarda büyümüştü. Ülkesinde okumak, meslek sahibi olmak ve insanlara fayda sağlamak istiyordu. Ancak şimdi kendi ülkesindeki okul kapısında, inancıyla eğitimi arasında seçim yapmaya zorlanıyordu.
İçindeki üzüntü, yavaş yavaş kararlı bir duruşa dönüştü.
“Ben okumaktan vazgeçmeyeceğim,” dedi kendi kendine. “Derslerime çalışacağım. Sınavlarıma girmek, eğitimimi tamamlamak istiyorum. Ama inancımdan vazgeçmemi isteyen baskıları da kabul etmiyorum.”
Simanur’un karşısındaki mesele yalnızca bir başörtüsü meselesi değildi. Bu, bir kız çocuğunun eğitim hakkını özgürce kullanıp kullanamayacağı meselesiydi. Okul kapısında bekletilen, derslerinden geri kalan ve geleceği hakkında endişeye sürüklenen bir öğrencinin meselesiydi.
Simanur, kendisinden istenenin yalnızca başını açmak olmadığını düşünüyordu. Ondan, inancıyla eğitimini birbirinden ayırması ve okula kabul edilmek için dinî tercihinden vazgeçmesi bekleniyordu.
Oysa o, ne ayrıcalık istiyordu ne de başkalarına kendi inancını dayatıyordu. İstediği, diğer öğrenciler gibi sınıfına girmek, derslerini dinlemek ve sınavlarına katılmaktı.
Bir kez daha okulun kapısına baktı. Çantasındaki kitapları sıkıca tuttu ve gözlerini silerek başını kaldırdı.
“Ben daha 14 yaşındayım. Benim yerim okul sıraları olmalı, okul kapısının önü değil. Benim geleceğim başörtüm yüzünden karartılmamalı. Ben de okumak, öğrenmek ve hayallerime ulaşmak istiyorum!”
Sonra kararlılıkla ekledi:
“ÖRTÜM NAMUSUMDUR! Ben başörtümle de okuyabilirim. Benim inancım eğitimime engel değil. Beni okuldan uzaklaştırmak yerine derslerime katılmamı sağlayın!”
Simanur’un sesi, okul kapısında yaşadığı üzüntünün içinden yükselen bir hak arayışıydı. Onun talebi, başkalarının haklarını sınırlamak değil, kendi eğitim hakkını kullanabilmekti.
Bir kız çocuğu, başörtüsü nedeniyle sınıfının dışında bırakılmamalıydı. Eğitim kurumlarının kapıları, öğrencilerin dinî tercihleri üzerinden bir baskı alanına dönüşmemeliydi. Hiçbir çocuk, öğrenim görmek için inancından vazgeçmek zorunda hissetmemeliydi.
Simanur, çantasını omzuna takıp okulun önünden uzaklaşırken bir gün yeniden sınıfına döneceğine inanmak istiyordu. Defterlerini açacağı, öğretmenini dinleyeceği, sınavlarına gireceği ve hayallerine bir adım daha yaklaşacağı günün özlemini duyuyordu.
Çünkü Simanur’un istediği çok açıktı: Başörtüsüyle de eğitim görmek, inancını yaşamak ve geleceğini kurmak.
Örtüm namusumdur! Okumak benim hakkım, inancımla yaşamak benim tercihimdir!