İsimlerin peşine düşme, isimler üzerinden kimseyi aklama veya suçlama derdimiz yok, olamaz; ama hak ölçülerle hareket etmek ve aleyhimizde de olsa adil olmak boynumuzun bir borcudur, olmalıdır.

Müslüman bir kişi, camia veya ülkenin yanlışlarına kayıtsız kalmak ve günahlarına ortak olmak doğru olmadığı gibi gayr-i müslim kişi, camia veya ülkelerin doğrularına da kör kesilmek doğru değildir.

Biz hakka ve haklılığa bakmalıyız.

Güç, taraf, menfaat ve ideolojik bağlamlı bakışlar ve tutumlar bizim tavrımız değildir.

Ümmet coğrafyasında hakikati anlamak kör kuyu misali…

Çünkü Arap-Türk, Kürt-Fars veya Şii-Sünni, herkes kendi tarafının hikâyesini anlatıyor.

Elbette anlatılan hikâyelerde kimisi haklı kimisi haksızdır veya her tarafın zahiri ve gerekçeli kendince haklı ve doğru olduğu yerler de olabilir.

Önemli olan hak Allah katında ve İslam’ın terazisi nazarında kime tekabül ediyor.

Bunu bulmaya ve anlamaya çalışmak; bu çerçevede hakkın yanında olmak görevimizdir.

Biz bu görevi ihmal ettiğimiz veya ben merkezli hareket ettiğimiz için zalim mazlum kılıfına, haksız haklı elbisesine, yalancı doğru maskesine bürünmüş.

Yemen, bu karmaşanın içinde değerlendirilmesi gereken en çarpıcı bir örnektir.

Bir tarafta Suudi tazyiki,

Diğer tarafta Husiler direnişi…

Bir tarafta devlet, diplomasi, körfez ve güvenlik aldatması;

Diğer tarafta Gazze gerçeği, Yemen’deki direniş ve İran’la ittifak üzerinden suçlama senaryoları.

Peki gerçek nerede?

Yemen’de bugünlerde oluşturulmak istenen savaşın zaten zemini, 2014’ten bu yana oluşmuştu. Husiler, başkent Sanaa’yı ele geçirince Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon Mart 2015’te Yemen’e müdahale etti.

Ve savaş, kıtlık, açlık, sefalet…

Yemen’i ağır bir insani krize sürükledi.

Hava saldırıları, sivil ölümleri ve altyapının tahribi…

Hepsi Suudi ve ortaklarının Yemen’deki vebal karnesi olarak orta yerde…

ABD ve terör çetesi itrail, yıllardır Suriye, Lübnan, Gazze ve Yemen’i vuruyor.

Suudi ve körfez ülkeleri yıllardır ABD ve siyonizme mayın eşekliği yapıyor.

Kudüs, işgal altında…

Mescid-i Aksa, her gün radikal Yahudilerin saldırısı altında…

Gazze’de taş üstünde taş kalmadı…

Suriye’de vekâlet savaşları hala belini doğrultamayan bir enkaz…

Kâbe’nin maketi ve silueti ne idüğü belirsiz ahlaksızların sahne malzemesi oldu…

Kâbe’nin örtüsü, Epstein sapıklarının çirkef mekânlarında peşkeş halde…

Netanyahu’nun tehditlerinden ötürü kınamayı bile kınayamayan haramzade ve uşak krallar, şimdi Kâbe’ye saldırı yalanı ve iftirası altında Müslüman dünyayı birbirine kırdırma hesabında…

Biz Şii-Sünni diye birbirimizle didişirken, birbirimizin gücünü kırmaya çalışırken ABD ve Siyonist vahşet “vehn” arzularımıza ve koltuk körlüğümüze kıs kıs gülmekte…

Suudi Arabistan, Kâbe’nin hizmetkârı falan değildir; hainidir.

Umre ve Hac için kutsal topraklara giden hacılara bile tahammül edemeyen,

Bir Filistin bayrağının açılmasına kırmızı görmüş boğalar gibi kesilenler

Hadim madim olamazlar.

Husiler, bugün Yemen’de güçlü bir askerî-siyasi aktördür.

Bunu Gazze’ye verdikleri destekle ispatladılar.

israile yönelik saldırılar gerçekleştirdiler ve Kızıldeniz’de ABD gemilerini hedef aldılar.

Yemen’in İran’la ilişkileri ve İran’a desteği kendi koşulları içinde doğaldır ve gereklidir.

Elbette bunları anlatırken, Suudi’yi haklı ve gerekçeli olarak eleştirirken Husileri kapalı gözlerle yüceltip övmüyoruz.

Halin arzıdır, yaptığımız.

Varsa siyasi, mezhebi veya askeri olan yanlış ve eksiklikler bunlar da görülmelidir.

Husiler mi haklı, Suudiler mi?

Belki, bu bir sorudur; ama doğru soru bu değildir.

Doğru sorular şunlardır:

Suudi’nin tutumu kime yarıyor?

Ümmet arasında tutuşturulmak istenen yeni bir Şii-Sünni fitnesinde kimin ekmeğine yağ sürülmüş olacak?

Yemenli çocuğun hakkını kim savunuyor?

Gazze’li mazluma kim destek, kim köstektir?

İran, Suriye, Lübnan, Yemen, Gazze…

Elhasıl İslam ümmetinin içine çekildiği savaş tandırında kim yanıyor?

Kim uhdut ashabı gibi ateşin içine düşen kardeşlerimize şeytanca gülüyor?

Ve biz hak, hakikat ve adaleti

Bayrak, dil, kimlik, mezhep ve coğrafyaya göre mi belirliyoruz?

Ümmet, kardeşlik ve mazlum’un hâline göre mi ölçüyoruz?

Müslümanın hakikati ne Riyad’ın sarayı ne Yemen’in sloganıdır.

Müslümanın hakikati, savaşın altında ezilen Gazzeli, Yemenli, Suriyeli, Lübnanlı, İranlı ve zulüm altındaki Doğu Türkistanlıdır.

Buraların akan kanı, hasreti, umudu ve gözyaşıdır.

Gazze için ses çıkarırken Yemen’e susmamak;

Suriye’yi savunurken de ümmet gerçekliğini unutmamak gerekir.