Zaman zaman toplumun, gençliğin, gidişatından serzenişte bulunuyor bu duruma çok üzülüyoruz.

"Yeni nesil bozuldu..." "Artık eskisi gibi imanlı gençler yetişmiyor..." "Telefonlar, sosyal medya, moda gençleri elimizden aldı..."

Bu gibi cümleleri sıkça duyuyor ve konuşuyoruz.

Fakat bazen öyle bir söz işitirsiniz ki bütün karamsarlığınız dağılır. Umudunuz yeniden filizlenir. Çünkü anlarsınız ki Allah'ın davasına sahip çıkan yiğitler hâlâ var... Hem de en zor zamanda...

YKS sonuçları açıklanmıştı.

Başarılı bir genç kızımızın puanı hemşirelik bölümüne yetiyordu. Çevresindeki herkes aynı şeyi söylüyordu:

"Kaçırma bu fırsatı!" "Geleceğini garantiye al!" "İşin hazır olur."

Belki de birçok insan için bu, kaçırılmayacak bir nimetti.

Fakat onun zihninde tek bir soru vardı:

"Rabbimin razı olmadığı bir hayatın garantisi, bana ne kazandırır?"

Telefonun diğer ucunda teyzesi vardı.

Belki ikna edecekti...

Belki "Bir şekilde idare edersin." diyecekti...

Belki "Herkes yapıyor." diyecekti...

Ama genç kızın dudaklarından dökülen o cümle, aslında çağımıza verilmiş en büyük cevaplarından biriydi:

"Teyze... Ben dünya için ahiretimi yakamam. Ben feracemden tesettürümden taviz veremem”

İşte mesele buydu...

Bir cümle...

Fakat içinde koskoca bir iman vardı.

Bir cümle...

Ama içinde Hz. Musab'ın teslimiyeti, Hz. Meryem'in iffeti, Ashab-ı Kehf'in direnişi vardı.

Çünkü iman, insanın en çok kazandıran işi seçmesi değil; Allah'ın razı olduğu yolu seçmesidir.

Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve onu ummadığı yerden rızıklandırır." (Talâk: 2-3)

Bu genç kız belki bugün dünyalık bir makamdan vazgeçti.

Ama Allah için vazgeçilen hiçbir şey kaybolmaz.

Çünkü Allah için terk edilen her şey, Allah katında muhafaza edilir.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor:

"Sen Allah rızası için bir şeyi terk edersen, Allah sana ondan daha hayırlısını verir."

Bugün bazıları başarıyı diploma ile ölçüyor.

Bazıları maaşla...

Bazıları makamla...

Oysa mümin için en büyük başarı; Rabbinin huzuruna yüz akıyla çıkabilmektir.

İşte Asım'ın nesli budur.

Mehmet Âkif'in hayalini kurduğu nesil...

İnancını alkışlara değil, Kur'an'a göre şekillendiren nesil...

İffetini modaya satmayan...

Tesettürünü kariyer uğruna çıkarmayan...

Rızkı diplomanın değil, Allah'ın verdiğine inanan nesil...

Bize düşen, bu gençleri küçümsemek değil; omuzlarına dua olmaktır.

Çünkü bugün manşetlere çıkmayan nice sessiz kahramanlar var.

Kimisi faizli işi reddediyor...

Kimisi haram kazancı elinin tersiyle itiyor...

Kimisi sırf Rabbinin emrine sadık kalabilmek için yıllarca emek verdiği hayallerinden vazgeçiyor.

İşte gerçek kahramanlık budur.

Gürültülü meydanlarda slogan atmak değil...

Kimsenin görmediği bir anda, Allah'ın gördüğünü bilerek nefsine "Hayır!" diyebilmektir.

Bu genç kızın söylediği o cümle, aslında bütün bir neslin manifestosu olmalıdır:

"Ben dünya için ahiretimi yakamam."

Ne mutlu dünya ile ahiretini değiştirmeyenlere...

Ne mutlu Rabbinin emrini bütün hesapların üstünde tutanlara...

Ve ne mutlu, Asım'ın neslinin hâlâ dimdik ayakta olduğuna şahit olanlara...

Çünkü biz inanıyoruz ki; imanla yetişen bir gençlik, yalnız kendi geleceğini değil, bir ümmetin yarınlarını da inşa edecektir.

Rabbim İmanlı Gençliğimizin sayısını arttırsın inşallah!

Vesselam...