Son dönemde silahsızlanma, çözüm ve yeni bir dönem söylemleri eşliğinde kent meydanlarına kurulan bu çadırlar, süreci istismar ve siyasi bir kazanım illüzyonu yaratma çabasından başka bir şey değildir. Ortada bir zafer, bir hak arayışı ya da toplumsal bir kazanım yok; tam aksine ağır bir yenilmişlik psikolojisini, teslimiyet gerçeğini ve elli yıldır Kürt halkına ödetilen ağır bedellerin üzerini örtme telaşı var. Ciğeri yanık annelerin duygularını istismar var. Ölümlerden siyasi rant devşirme var.
Çözüm süreci adı verilen bu kritik dönemeç, örgüt ve onun siyasi uzantıları tarafından açıkça istismar edilmektedir. Sürecin ruhu; silahın topyekûn devreden çıkması, şiddetin ve ona bağlı siyaset biçiminin tamamen terk edilmesini gerektirirken, şehirlerin göbeğinde, yüzleri kızarmadan "Mücadele yöntemimiz değişti ama amacımızdan vazgeçmedik" açıklamaları yapılabilmektedir. Üstelik zerrece pişmanlık emaresi göstermeyen, silah bırakırken bile topluma bir başarı hikayesi satmaya çalışan bu anlayış, süreci ve toplumsal barış umutlarını zehirlemektedir. Silah bırakmak yetmez; örgütün siyasi jargonunun, gençlerin hayatını karartan propaganda araçlarının ve siyasi çalışmalarının da tamamen tasfiye edilmesi şarttır. Aksi halde yapılan iş, silahı elden bırakıp propagandayı taziye çadırlarına taşımaktan öteye geçmez. Gençlerin eline tekrardan silahı veya molotof verecek psikolojik altyapı şimdiden hazırlamaktır!
O çadırlardaki fotoğraflara baktığınızda karşınıza çıkan acı tablo değişmiyor: Küçücük çocuklar, gencecik kadınlar… Yıllardır "Jin, Jiyan, Azadî" diyerek kadın hakları ve özgürlük sloganları atanların, Kandil ve Gara hatlarında yaşanan iç infazlara, taciz ve tecavüz skandallarına nasıl göz kapattığı bugün herkesin bildiği bir sırdır. Kendi içindeki kadınları, yoldaşlarını sorgusuz sualsiz infaz eden, Kandil’deki baronların talimatlarıyla gencecik hayatları karartan bir yapının, bugün o kadınlar üzerinden "özgürlük" söylemi üretmesi büyük bir ikiyüzlülüktür. Örgütün dağda, köyde, sokakta katlettiği binlerce Kürt vatandaşı veya kendi iç infazlarıyla yok ettiği genç yoldaşları için de o taziye çadırları kurulacak mıdır?
Bu üst düzey yöneticilerin hiçbirine bir şey olmamışken neden hep gariban Kürt çocukları toprağa düşmektedir?
Eğer bu süreçte hakikatler yüksek sesle konuşulmaz, örgütün hem silahlı hem de siyasi tasfiyesinin gerekliliği anlatılmazsa; meydan propagandaya kalır ve her yer taziye çadırlarıyla dolmaya devam eder. Toplumsal bir çatışmaya doğru evrilmeler başlar. İki zıt kutbu karşı karşıya getirmek isteyenlere alan açılmış olur. Madem kendinizi fesh ettiniz o zaman siyasi çalışmaları da fesh etsin. PKK ile bağlantılı tüm çalışmaları durdurun. Biz de size inanalım. Yoksa bu süreç de diğeri gibi bir travma ile son bulur. Toplumsal helalleşme ve gerçek bir barış; acıların üzerini siyasi şovlarla kapatmakla değil, kör bir ideoloji uğruna ölüme gönderilen Kürt çocuklarının ve karartılan hayatların hesabını verebilmekle başlar. Bu katliama sebep olan örgütün ideolojik ve siyasi faaliyetleri bitirmekle son bulur.
Yoksa aynı tas aynı hamam!
PKK örneğinde görülen durum, klasik bir "fesih" veya "dağılma" değil; konjonktürel bir şekil değiştirme stratejisidir.
Burada bir "feshedilme"den değil, yalnızca bir göstermelik değişim, zaman kazanma veya odak kaydırma stratejisinden bahsedilebilir.