Ülke nüfusunun artış oranındaki kritik eşik maalesef aşıldı. Artık nüfus kendi kendini yenileyemiyor. Bu oran en az üç çocuk sahibi olmayı gerektirir, ki artık bu da hayal gibi.
1960’ lı yıllardan başlayarak uygulanan doğum kontrolü politikaları, kadınların zaruri olmayan iş alanlarında dahi istihdamının teşvik edilmesi, çok çocuklu ailelerin basın ve yayın yoluyla küçümsenmesi hatta karikatürize edilmesi bunun başlangıç noktalarıdır.
En son AK Parti iktidarlarında da kadınların iş gücü piyasasına katılımının artırılması ve 2028 için de % 48 gibi bir hedefin ortaya konulması, ama nüfus azalmasının da milli güvenlik tehdidi olduğunu beyan eden de aynı iktidarın olması büyük bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Hele tır şoförlüğü, sanayide kaynakçılık, oto tamirciliği gibi fıtraten ve bedenen kadına uygun olmayan işler için kadınların teşvik edilmesi akıl alır gibi değildir.
Aile için yapılan teşviklerin sadece çalışan eşler için yapılması, ev hanımlığının küçümsenmesi bu konuda yapılan en büyük hatalardandır. Zaten çalışan kadınların üç çocuktan fazla çocuk sahibi olmaları çok zor bir durumdur. Ki bu oran da şu anda bir veya ikidir. Yani destek verdiğiniz, kreş yardımı yaptığınız, doğum iznini artırdığınız kadınlar da en fazla iki çocuk sahibi olabiliyor. Oysa çalışan kadının maaşının yarısını bile çalışan erkeğe verilirse yani aile yardımı mantıklı bir şekilde artırılırsa bu sorun daha kolay çözülür. Aynı şekilde eşi çalışmayan erkeklerin de aile ve çocuk yardımını artırırsanız bu sorun bu kadar büyümeden çözülebilirdi.
Ne var ki, feminist oluşumlara teslim edilen Aile Bakanlığı aileyi ihya etmek için değil, aileyi bitirmeye çalışmaktadır. Kadınları erkeklere karşı kışkırtan ve erkeği küçümseyen bu zihniyet eninde sonunda duvara toslayacaktır. Avrupa Birliği müktesebatı denilen ve milletimizin aile yapısını yok etme üzerine kurulan bu yasalar artık aileyi yıkma aşamasındadır.
Bununla beraber İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunlar bu yıkımı hızlandıran kanunlardır. Eşleri birbirinin tamamlayıcısı değil de, rakibi olarak gören, erkekliği bastırıp kadını kışkırtan bu anlayış İslami ve geleneksel aile yapımızı dejenere ederek, ailede güç mücadelesini teşvik etmiş evlenme oranlarını düşüşü ile beraber boşanma oranlarının tavan yapmasını sağlamıştır.
Aile Bakanı’nın belirttiği gibi evlerimizin % 54’ün de çocuk bulunmamaktadır artık. Bunu dile getiren Aile Bakanımıza şunu sormak gerekmez mi? Siz Aile Bakanı olarak hangi akılcı tedbirleri aldınız? Sadece reklam ve gösterişten ibaret programlarınızla ailelerin çocuk sayısını artırmayı planlıyorsanız, yanılıyorsunuz. Ayağı yere basan politikalar üretmediğiniz sürece değişen bir şey olmayacaktır. Hele ekonomik şartların evliliği bu kadar zorlaştırdığı, çocuk sahibi olmanın getireceği maddi yük bu kadar artmışken ve boşanmalar bu kadar kolaylaşmışken, çocuk sayısını nasıl artırmayı planlıyorsunuz?
Nüfus bir ülkenin en büyük zenginliğidir. Bunu iyi kullanmak diğer milletlere karşı üstünlük getirir, aksi de felakete yol açar. Kalın sağlıcakla.