“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Hud-112 ve “Allah için Hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun” Maide-8 ayetlerinden rahatsız olan bir güruh bu ayetlerin yazılı olduğu pankartların önüne geçerek ve el koyarak görünmelerini engellemeye çalışıyor, bazı Allah’ın Nur’unu söndürmek isteyen Ebu Cehil torunları.
Bu olaylardan biri Bedrettin Dalan’ın sahibi olduğu Yeditepe Üniversitesinde diğeri de bir devlet üniversitesi olan Eskişehir Teknik Üniversitesinde yaşanıyor. Ve bu pankartları göstermemek için direnenler de güya çağdaş, laik, insan haklarına saygılı, fikir ve düşünce hürriyetini ağızlarından düşürmeyen yurdumun eğitimli insanları. Bir kısmı da yarın avukat olup insanların haklarını savunacak kişiler.
Halkının çoğunluğu Müslüman olan ve 25 yıldır da güya dindar bir iktidar tarafından yönetilen bir ülkenin üniversitelerinde oluyor bunlar. Maalesef şehirleri imar ettik, ama şehirleri imar ederken nesli unuttuk. Unuttuğumuz nesiller de bugün öz yurdunda atalarının uğruna can verdikleri değerleri göstermemek için her şeyini ortaya koyuyor.
Merak ediyorum bu sözler Kur’an’ın sözleri değil de İncil veya Tevrat’tan alınan sözler olsaydı bu kitle yine aynı tepkiyi gösterecek miydi? Yani Hud-112 ve Maide-8 yerine İncil’den bir süre ve ayet adını yazılsaydı durum ne olurdu? Yine bu doğru sözü göstermemek için bu gayreti gösterirler miydi, yoksa bakın biz ne kadar inançlara saygılıyız diye ortalıkta gezinirler miydi? İnanın hiç engel olmaya çalışmazlardı. Demek ki yurdumun kafirlerinin düşmanlığı din düşmanlığı değil, sadece İslam dinine olan düşmanlıktır.
Peki bu nefretin kaynağı nedir? Onu da irdelemek gerekmez mi?
Evet, bunun yegana kaynağı ülkenin nesillerine dayatılan materyalist, pragmatist, ve Allah’ı hayatın dışına iten eğitim sistemidir. Anaokulundan itibaren beyinlere kazınan ve tek bir kişiyi yüceltmek için bütün doğruları yamultan halihazırdaki eğitim sistemidir. Öyle ki, zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Dersleri ile diğer seçmeli dersler de bu alandaki cehaleti ortadan kaldırmaya yetmiyor. Çünkü bu eğitim sisteminde hâkim olan zihniyet inançsızlık ve Allahsızlık üzerine kurulmuştur. Çünkü bu sistemde bir tarafta İslam’ın ve imanın şartları anlatılırken, diğer taraftan bu inançların artık bu çağın ihtiyaçlarına cevap vermediği ve geride kaldığı, milletin artık İslamın inanç esaslarına göre değil altı ok’un inanç esaslarına bağlı olduğu, yapılan devrimlerin bu inanç hakikatlerinden daha ileride olduğu anlatılır.
Demek ki, YÖK’ün başına güya sizden birini atamakla her şey düzelmiyormuş. O üniversitelerde yetişen nesliniz sizin inanç değerlerinize hiç saygı duymadan istediğini yapabiliyormuş. Demek ki, üniversiteleriniz ve okullarınız zihni işgal altındaymış.
Oysa ki bu ayetlerde yazılan hususlar tüm insanlığın ortak paydasındaki hakikatlerdir. Yani dosdoğru olmamak yani düzenbaz, hırsız, rüşvetçi ve zalim olmak hangi düşüncede hoş görülebilir ki, bu sözlere bazıları karşı olabiliyor. İnsanlığın faydasını önceleyen hiçbir inanç ve fikir sistemi bunları savunmayacağına göre bu savunanlar yukarıda saydıklarımızın savunucularıdırlar. Ya da hakikatle yüzleşmekten korktukları için bu gerçekleri örtmek istemektedirler.
Küfrün Kur’an’daki anlamı da “örtmek, gizlemek ve nankörlük etmek” olduğuna göre bazıları kendilerine bu sıfatı layık görüyorlar.
Yazımızı yine Kur’an’ın bir ayetiyle bitirelim:” Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; hâlbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu tamamlayıcıdır! Saf 8