Okurlarım takip ettiyse, 10-11 Ekim 2026 tarihinde, yani geçen hafta sonu İttihadul Ulema tarafından düzenlenen 11. Alimler Buluşmasında, benim de Kürtçe bir sunumum oldu. İlk gününe katılamadığım bu anlamlı etkinliğin ikinci gününde bulunma ve o manevi atmosferi soluma imkânı buldum.

Afganistan, Pakistan, Suriye, Irak, İran ve elbette Türkiye’den gelen değerli ilim ehlinin Diyarbakır’daki Selahaddin Eyyubi Külliyesi’nde böyle bir organizasyonda bir araya gelmesi bende tarif edilmez duygular uyandırdı.

Zira 28 Şubat sürecinde laik devlet anlayışının baskıları nedeniyle fısıltıyla sohbet ettiğimiz; PKK’nın sokak hakimiyeti kurduğu dönemlerde ise gizli gizli evlerde toplanıp Allah’ın dinini, kelamını ve Peygamberimizin hayatını anlattığımız o zor günleri hatırlayınca... O günlerde birisi çıkıp bana gün gelip Amed’de, Selahaddin Eyyubi Külliyesi’nde ve üstelik Kürtçe bir sunum yapacağımı söyleseydi, herhalde imkânsız görürdüm.

Şunu da gururla ifade etmeliyim ki: Bir zamanlar gıpta ile takip ettiğimiz Afganistan, Filistin ve Lübnan gibi coğrafyalardaki İslami çalışmaların; bugün Diyarbakır’da, İttihadul Ulema’nın öncülüğünde ve ev sahipliğinde yürütülüyor olması, hepimiz adına büyük bir onur vesilesidir.

Kişisel duygularımı bir kenara bırakıp olayın esasına odaklandığımızda, organizasyonun mükemmelliğini takdir etmekle birlikte, konuşmamda da belirttiğim bir eleştiriyi burada da dile getirmek isterim.

Bir Kürt şehrinde; Selahaddin Eyyubi’nin isminin sık sık zikredildiği, Mevlana Halid-i Şerezûrî’nin yad edildiği ve Üstad Bediüzzaman’dan hürmetle bahsedildiği bir etkinlikte, konuşmaların çoğunun Arapça olması ve Kürtçe’ye az yer verilmesi ciddi bir eksiklikti.

Suriye ve Irak’taki Kürt alimler Arapçayı, İran’dakiler Farsçayı, Türkiye’dekiler ise Türkçeyi akademik alanda ana dillerinden daha yoğun kullandıkları için, kendi dillerinde sunum yapma noktasında endişeli davranmaktadırlar. Kanaatimce İttihadul Ulema, bundan sonraki süreçte Kürt alimlerin sunumlarını kendi dillerinde yapmalarını teşvik etmeli ve bu halkın dilini hak ettiği şekilde gündeme almalıdır.

Bu köşede sık sık vurguladığımız bir husus var: Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadrolar, laiklik anlayışıyla birlikte Türkçecilik hareketini başlatmış ve bu anlayışı dili kullanarak topluma benimsetmek istemişlerdi. Ancak Kürt coğrafyasında laikliği Türkçe anlattıkları için halkın fıtratına dokunamamış ve başarısız olmuşlardı. Ancak aynı işi PKK Kürtlük iddiasıyla ve Kürtçe yaptığından laik rejimden daha başarılı olduğu bir vakıadır.

Bugün benzer bir özeleştiriyi kendimiz için yapmalıyız. İslami tebliğ yürütmeye çalıştığımız toplumun dilini kitaplarımızda, dergilerimizde, sohbetlerimizde ve organizasyonlarımızda yeterince kullanmıyoruz. Oysa hitap ettiğimiz toplumun diliyle konuşmak ilahi bir sünnettir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kureyş’e kendi diliyle, diğer peygamberlerin de kendi kavimlerinin diliyle hitap etmesi bu hakikatin en açık delilidir.

Kanaatim şudur ki; tebliğ sathında yürütülen dernek sohbetleri ve seminerler süratle Kürtçeye çevrilmeli, kitlesel etkinliklerde Kürtçe esas alınmalıdır. Böylece laik rejimin ve PKK sosyalizminin tahrip edemediği fıtratı korumak için, o fıtratın sahibi olan halkın diliyle konuşulup bu eksikliğin acilen giderilmesi gündeme alınmalıdır.

Son olarak, medreselerimizde yetişen kız talebelerimiz ve faaliyet gösteren alimelerimiz var. Yapılan bu hayırlı çalışmaların eksik kalan yarısını tamamlamak adına, "Alimler Buluşması"nın hanımlara yönelik bir versiyonu da mutlaka hayata geçirilmelidir.

Çünkü bu ulvi yükü erkekler ve kadınlar birlikte omuzlamaktadır. Bu adım atıldığında, inanıyorum ki güzel bir sonuç alınacaktır.