Öğle: İkindi:
4 °C
asd

MUHAMMEDİ AHLAK-2

  • SADULLAH AYDIN
  • 2016-02-24 14:43:40
  • 905 Görüntülenme
  •  

    Anne Ve Babanız Saygıya En Layık Varlıklardır!

    Resul-i Ekrem birçok hadisinde anne ve babanın hakkının ödenemeyeceğini, onlara saygıda kusur edilmemesi gerektiğini buyurmuştur. Peygamber Aleyhisselamın ahlaki anlayışında ana-babanın rızası Allah’ın rızasıdır, cennetin kapısı ana-baba rızasına bakar. Hatta anne ve baba kafir de olsa, mülhit ve zalim de olsa günlük yaşamda onlarla iyi geçinmek gerekmektedir. Onlara eziyet etmek, onları azarlamak, onlara “öf” bile demek Allah’ı gazaplandırmaya yetmektedir.

    Bir gün bir adam Peygamber Aleyhisselama gelip:

    -Ya Resûlallah! dedi. Ben annemi çok sıcak bir günde iki fersah (11 km) boyunca sırtımda taşıdım. Hava o kadar sıcaktı ki yere bir parça et bırakılsaydı pişerdi. Bu hizmetimle annemin hakkını ödemiş olabilir miyim?

    Peygamber Aleyhisselam:

    -Hayır, diye cevap verdi. Senin o hizmetin annenin bir tek doğum sancısını belki karşılar.

    Yine adımın biri yaşlı bir zatla Peygamber Aleyhisselamın huzuruna geldi. Peygamber Aleyhisselam, adama:

    -Bu yanındaki yaşlı zat kimdir? diye sordu.

    Adam:

    -Babamdır, dedi.

    -Öyleyse onun önünde yürüme, ondan önce oturma, onu adıyla çağırma ve ona sövülmesine sebebiyet verme!

     

    Her Müslüman’a Selam Verin!

    Herkese selam vermek Peygamber Aleyhisselamın güzel adetlerinden biriydi. Peygamber Aleyhisselam yaşlı, genç, çocuk, kadın, fakir, zengin, tanıdık, yabancı herkese selam verirdi. Selam vermeyi ve selam almayı müminin özelliklerinden biri sayardı. Selam vermeyen veya selam almayan kişiyi kınardı.

    Resulullah’ın ashabı sırf gelip geçenlere selam vermek, onlardan selam almak için kapılarının önünde otururlardı. Selam verip almanın faziletiyle ilgili peygamberlerinden o kadar çok şey duymuşlardı ki, bu konuda birbirleriyle yarışıyorlardı.

    Abdullah bin Ömer adlı sahabe sık sık çarşıya çıkar, önüne gelen herkese selam verirdi. Bir gün arkadaşlarından biri:

    -Ey Abdullah, neden sık sık çarşıya çıkmana anlam veremiyorum, bunun hikmeti nedir? diye merakla sordu. Çarşıda hiçbir şey yapmıyorsun, alışverişle ilgilenmiyorsun, eşyanın fiyatını sormuyorsun, sattığın bir mal da yok. Ayrıca senin çarşıda herhangi bir yerde oturduğunu da görmedim. Boş boş dolaşıyorsun.

    Abdullah gülümseyerek:

    -Ben sadece insanlara rastlamak ve onlara selam vermek için çarşıya çıkıyorum! dedi.

    Peygamber Aleyhisselamın yarenleri birbirlerinden uzakta, ayrı şehirlerde yaşıyor olsalar bile selamlaşmayı bırakmazlar, her fırsatta birbirlerine selam gönderirlerdi. Selamlaşmayı en büyük hediye kabul ederlerdi.

    Hicretin ilk yıllarında, Medine’de Muhacirle Ensar arasında yapılan kardeşlik akdinde Resulullah’ın birbirine kardeş yaptığı Selman-i Farisi ile Ebu Derda arasında geçen şu hadise, sahabelerin selamı ne kadar çok önemsediklerine dair ilginç bir örnektir.

    Raşit Halifeler döneminde Selman-ı Farisi, Medain bölgesinde bir kalenin başında bulunuyordu. Şam’dan gelen iki yabancı Müslüman onun huzuruna çıktılar. Ona:

    -Selman-ı Farisi sen misin? diye sordular.

    -Evet.

    -Sen Peygamberimizin arkadaşı mısın?

    -Bilmiyorum!

    Şam’dan gelen adamlar birbirlerine şüpheyle baktılar. “Aradığımız zat bu değil herhalde” diye fısıldaştılar. Selman onlara:

    -Aradığınız adam benim, dedi. Evet, ben Resûlullah’ı gördüm, onun yanında oturdum, ama arkadaşı mıyım bilemem. Çünkü onun arkadaşı, kendisiyle birlikte cennete girecek olandır!

    Sonra:

    -Her neyse, diye asıl konuya geri döndü. Bir arzunuz  mu var?

    -Biz, Şam’da oturan kardeşinizin yanından geliyoruz.

    -Hangi kardeşim?

    -Ebu Derda…

    -Peki, sizinle herhangi bir hediye göndermedi mi?

    -Hayır, göndermedi…

    Selman ısrar etti.

    -Allah’tan korkun da emaneti verin! Çünkü onun yanından gelenler bize muhakkak onun bir hediyesini getirirler.

    Şam’dan gelen Müslümanlar mahcup bir tavırla:

    - Allah’a yemin ederiz ki bizimle bir şey göndermedi! dediler. Yalnız bize şunları söyledi: “Medain’de  öyle bir adam var ki, Resûlullah onunla birlikte bulunduğu zamanlarda başkasını arama ihtiyacı hissetmezdi. Yanına vardığınızda selamımı söyleyin ona!”                                             Selman gülümseyerek konuştu.

     

    - Bu hediyenin dışında başka bir hediye mi bekliyordum sanki? Allah’ın selamından daha güzel hediye mi olur? En güzel armağan, en üstün hediye Allah’ın selamıdır!