Gram altın Cumhuriyet Altını Gümüş ONS Yarım Altın

Öğle: İkindi:
4 °C

PİSKOPOSUN İMANI

  • SADULLAH AYDIN
  • 2015-12-04 07:01:12
  • 777 Görüntülenme
  •  

     

    Peygamber Aleyhisselam Mekkelilerle barış anlaşması yapınca İslam’ın yayılma sürecine ağırlık verdi. Bu gayeyle komşu devletlere elçiler, mektuplar göndererek o devletlerin yöneticilerini İslam’a davet eti.

    Peygamber efendimizin görevlendirdiği elçilerden biri de Dıhye el-Kelbi idi. Dıhye, Roma İmparatoru Herakliyus’a gönderilmişti.

    Roma İmparatoru, Peygamberin elçisini görkemli taht salonunda kabul etti. Saray erkânı, ordu komutanları, saygın din adamları, bakanlar tahtın etrafını saran göz alıcı koltuklarda oturmuşlar, Peygamber elçisine bakıyorlardı. Roma İmparatorluğunun en yüksek dini otoritesi olan Piskopos büyük bir heyecanla elçinin konuşmasını bekliyordu.

    Peygamberin elçisi Dıhye yüksek sesle İslam’a davet mektubunu okudu. İmparator, piskopos ve devlet yetkilileri mektubu büyük bir dikkatle dinlediler.

    Peygamberimizin İslam’a davet mektubu bitince taht salonunda müthiş bir gürültü koptu. Din bilginleri, komutanlar öfkeyle bağırıp çağırıyorlar, imparatordan elçiyi cezalandırmasını istiyorlardı. Hatta bazıları Medine üzerine ordu göndermeyi bile teklif etti. Muhammed kim oluyordu ki dünyanın en büyük imparatorluğunu kendisine itaat etmeye çağırıyordu.

    İmparator devlet erkânını sakinleştirmeye çalıştıktan sonra taht salonunu boşalttırdı. Salonda İmparatorla piskopos yalnız kalmışlardı. Piskopos, Peygamberin mektubunu, imparatorun elçiye sorduğu soruları dikkatle dinlemiş, sonra beyaz, uzun sakallarını sıvazlayıp siyah pelerinine sıkıca sarınarak derin bir düşünceye dalmıştı.

    İmparator piskoposla yalnız kalınca ona sordu:

    ----- Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz efendim?

    Piskopos parlak bakışlarını İmparatora dikip uzun uzun baktı. Heyecanlı, titrek bir sesle:

    ----- Bu bizim beklediğimiz, kutsal kitabımızda bize müjdelenen zatın ta kendisi! Dedi. İsa Mesih’in muştuladığı son peygamber...

    İmparator, piskoposu tasdik ederek teredütle:

    ----- Ne yapsak acaca? Diye sordu.

    Piskopos kararlılıkla cevap verdi.

    ----- Ben ona iman edeceğim! Tasdik edip bağlanacağım! Hayatıma mal olsa bile ...

    Roma İmparatoru Herakliyus kararsız, ürkek bir bir şekilde taht salonunu turlamaya başladı. Uyuşuk, korkak, kararsız ama yüksek bir sesle, kendi kendine konuşur gibi:

    ----- Evet, sana katılıyorum sayın piskopos! Dedi. Katılıyorum sana... Muhammed’in beklediğimiz kurtarıcı olduğu kesin. Mekkeli tacirlerle, onların başkanı Ebu Süfyan’la konuştuktan sonra inancım daha da güçlendi. Mekkeli tacirler Muhammed’e düşman olmalarına rağmen onu kötüleyemediler. Peygamberlerde olan bütün özelliklerin Muhammed’te de mevcut olduğunu itiraf ettiler. Ama ben ona iman edersem saltanatım elimden gider. Halkım bana karşı ayaklanır. Öldürürler beni! Yapamam bunu, saltanatımı bırakamam!

    İmparator son cümleyi adeta inleyerek söylemişti. Yaşlı piskopos, üç beş günlük dünya saltanatını sonsuz cennet hayatına tercih eden bu zavallı adama acıyarak baktı.Sonra hiç bir şey söylemeden ayağa kalktı. Sarayın bir odasında bekletilen Peygamber elçisi Dıhye’yi de yanına alarak çıkıp gitti.

    Roma’nın en büyük din adamı piskopos, Dıhye ile birlikte sarayın yakınlarında bulunan evine kapandı. Hiç kimseyle görüşmedi. Hiç dışarı çıkmadı. Onunla görüşmek isteyenleri geri çevirdi. Her pazar şehrin en büyük kilisesinde halka ve devlet yetkililerine yönelik verdiği vaazına da gitmedi. Kilisede toplanan insanlar onu boşuna beklediler. Bütün zamanını Resulullah’ın elçisinin dizi dibinde geçirdi. Sorduğu sorularla Peygamberi ve İslam’ı daha iyi öğrenmeye çalışıyor, bilgisi artıkça imanı ziyadeleşiyordu.

    Şehir çalkalanıyordu. Dini liderlerinin Müslüman olduğu, Muhammed adlı bir Arap’ın yeni dinine girdiği, İsa’dan yüz çevirdiği söylentileriyle çılgına dönen fanatik Hıristiyanlar piskoposun evini kuşatmaya aldılar. Bu durumu önceden tahmin eden piskopos Resulullah’a bir mektup yazarak Müslümanlığını ilan etmiş ve mektubu elçiyle beraber göndermişti.

    Piskoposun evini kuşatmaya alan halk ondan dışarı çıkıp bu söylentileri yalanlamasını istiyordu. Piskopos elçiden öğrendiği şekilde abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Sonra gülümseyen bir yüzle halkın karşısına çıktı. Bir taraftan halkın arasından yürürken, öbür taraftan da kelime-i şehadet getirip insanları gerçek dine, tek hak dine, Muhammed Mustafa’ya iman etmeye çağırıyordu. Piskoposun ağzından dökülen kelimeler kalpleri küfrün karanlığıyla simsiyah kesilmiş cahilleri galeyana getirmeye yetti. Bütün güçleriyle piskoposa saldırdılar. Piskopos oracıkta şehit oldu.